Zeytin Ağacının Gölgesinde Yunanistan

Derler ki, antik çağın ünlü ozanı Homeros, bir gün bir zeytin ağacının gölgesine oturmuş. Zeytin ağacı da boş durur mu, Homeros’un kulağına şöyle fısıldamış: Herkese aitim ve kimseye ait değilim. Sen gelmeden önce buradaydım ve sen gittikten sonra da burada olacağım.

hep kitap‘tan çıkan Zeytin Ağacının Gölgesinde Yunanistan isimli anı/gezi kitabında Nazlı Gürkaş, Homeros’un ve zeytin ağaçlarının topraklarından sesleniyor bize.

Zeytin Ağacının Gölgesinde Yunanistan Nazlı Gürkaş Hepkitap

Hikayeler anlatıyor, hem de ne hikayeler.. Girit’ten, Serez’den, Selanik’ten, Volos’tan, Halkidiki’den, Meteora‘dan.. Kitapta tam 34 farklı yerleşim yerinin hikayesi var.

Her bölümde, her şehirle birlikte de bir Yunanca şarkı eşlik ediyor bize okurken. Şovalyeler Adası Rodos’u okurken Haris Aleksiou dinlememiz salık veriliyor mesela; Teli Teli.

Nazlı, Marmaris’ten kalkan feribota bindiğinde çalan şarkı bu çünkü. Masmavi sularda onu Yunanistan’a, o aşık olduğu ve bir süre yaşadığı topraklara götüren araçta tatlı tatlı çalan şarkı.. Ben de öyle yapıyorum, okurken açıyorum bir yandan Haris Aleksiou’yu.

Teli teli telii kalpike ntounia, s’ematha entelei de me rihneis pia 

Sonra aklıma Yeni Türkü düşüyor. Murathan Mungan giriyor araya: takılmış kanadı göçmen buluta, anlatır eski beni şimdiki bana.

Nazlı Gürkaş

Nazlı, vapurda Yunanların ve Türklerin aynı şarkıyı farklı dillerde aynı neşeyle söylediğini yazıyor. Zaten anlıyoruz ki bu kitabın yazılma sebeplerinden biri de bu; aynı kültürün çocukları olduğumuz gerçeğini paylaşmak.

Aynı ezgilerde yerimizde duramayıp kalkıp oynuyor ve aynı ezgilerde hüzünlenip gözyaşı döküyoruz. Aynı yemekleri afiyetle yapıp yiyor, aynı içkileri içip efkarlanıyoruz. Pilavı güzel yapamadığımız için üzülüyor, onu misafirimize yedirmek istemiyoruz mesela!

Nazara inanıyoruz. İyi dostluklara, iyi dost sohbetlerine, tembelliğe, keyifli yaşamaya, yüksek sesle konuşmaya, durup dururken söylenmeye, büyük aile toplanmalarına ve kavurucu yaz sıcaklarına başka hiç bir milletle olmadığı kadar ortak bir aşinalığımız var.

Nazlı Gürkaş

Hem Türkçe hem de Yunanca eline sağlık diyoruz mesela. Aynı denizin kıyısında çilingir sofralarımızı kuruyoruz. Onlar Kavafis okuyor, biz Nazım Hikmet. Sonra dizeler birbirine karışıyor tıpkı Haris Aleksiou ve Mungan gibi. Bir bakmışız Nazım Hikmet İthakalar peşinde, Kavafis Tahir ile Zühre meselesi yüzünden efkarlanmış.

İç içe geçen hayatları okurken bazen yüreğimiz burkuluyor. Ailesi, Bursa’nın bir köyünden mübadele ile göçmek zorunda kalan Hrisula teyze ile tanışıyoruz mesela. Ah koritsi mou diyor Nazlı’ya, yani kızım.. Ve başlıyor Drama’ya uzanan göç hikayesini anlatmaya. Nazlı dinlerken ve yazarken ağlamış, ben de okurken ağlıyorum.

Kitapta böyle çok fazla hikaye var.

Ağaçlara Fısıldayan Kadınlar

Bu hayatta birden çok ruh ikizimizin olduğuna inananlardanım. Onlardan biri de benim için Nazlı Gürkaş. Nazlı ile ortak bir arkadaşımız sayesinde seneler önce tanıştık.

Nazlı ve Martı

Ne zaman bir araya gelsek edebiyattan, sanattan, müzikten, seyahatten, yani hayatı doyasıya ve keyifli yaşamaya çabalamaktan başka şeyler konuşamaz hale geldik! Birlikte Yunanistan’a tavernaya gittik; yedik içtik, keyiflendik. Zeytin Ağacının Gölgesinde Yunanistan kitabından bazı kupleleri dinledim mesela o tavernada. Kitapta çok severek yediğini söylediği kalamarların, Yunan salatasının eşliğinde, o güzel mavi beyaz masada ve o birlikte sevdiğimiz Yunan ezgileri eşliğinde..

ITEF 2017

Nazlı da benim gibi bir edebiyat tutkunu ve bilirsiniz ki tutkusu olan insanlar tehlikelidirler! Tutkuları uğruna çeşitli çılgınlıkları yapabilirler. Nazlı, Zorba’nın yazarı Kazancakis‘in yaşadığı evi görebilmek için Stoupa’ya gidiyor mesela. Romanda adını Alexis olarak değiştirdiği Yorgos Zorbas ile tanıştığı ve vakit geçirdiği, Zorba’nın ölümünden sonra kitabını yazmaya başladığı yerlere gidiyor.

Before Midnight filminin çekildiği eve gidiyor Kardamili’de.

Tam benim yapmış olduğum ve yapabileceğim çılgınlıklar bunlar! Kafavis’in ünlü Şehir şiirini yazdığı şehre, Mısır’ın İskenderiye‘sine gitmiş bir insanım ben de nihayetinde!

Nazlı da ben de mübadil hikayeleri dinlemeyi seviyoruz. İkimiz de göçmen torunlarıyız. Göç hüznünü DNA’mızda esaslı bir şekilde hissediyoruz.

Ağaçlara sarılmayı seviyoruz. Bitkilerle, hayvanlarla konuşuyoruz.

Orestiada’da bir ağacı (bence) mutlu ederken 🙂

Bütün bunları bir tanrı koymuştu benim gönlüme
Her insanın hoşlandığı şeyler başka başka

Böyle der Odysseia’da Homeros.

Her gezginin mutlaka özel olarak sevdiği topraklar vardır yani, biz de Yunanistan’a aşığız işte. Kaç kez gittiğimizin sayısını bilmiyoruz. Tek gerçek Yunan sloganı ile birbirimize kartpostallar atıyoruz!

İkimiz de yemeyi, içmeyi çok seviyoruz. Güzel sofralar etrafındaki sohbeti her şeye feda edebiliriz.

Bir kadeh şarap, bir şiir, bir deniz kıyısı yeter bize. Bir de zeytin ağacı gölgesi.. Ağaçlara fısıldar, Homeros’un dedikodusunu yaparak kulaklarını çınlatır dururuz. Nazlı’nın Kalamata’yı analtırken yazdığı gibi; Zeytinden, denizden, kumdan, güneşten öte ne var ki bu hayatta?

Zeytin Ağacının Gölgesinde Yunanistan kitapçılarda. Afiyetle ve sevgiyle okuyun.

Kitapyurdu linki burada

 

 

 

Gezgin Martı

Avrupa Rüyası ile Ekstra Tur Ücreti Ödemeden Büyük Britanya Turu

Avrupa Rüyası ile Ekstra Tur Ücreti Ödemeden Büyük Britanya Turu Türkiye’deki tüm...
Devamını Oku

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir