Sofya ve Madonna Konseri

sof 118 sof 112

Sofya Madonna konseri 28 Ağustos sabah on sularında, ben uyanmaya uğraşırken telefonum çalarken. 0035 kodlu numaranın sahibi Nikolay bana Geliyor musun bu akşam Özlem? diye soruyordu. Sabahları korkunçlaşan sesimle Birazdan çıkıyorum evden, akşama oradayım umarım diye yanıtladım. Gideceğim yer Sofya, bulunduğum yer Edirne, telefonda konuştuğum kişi daha önce hiç görmediğim ve tanımadığım Nikolay idi!

Istanbul’dan yola çıkan Metro Turizm otobüsü beni Kapıkule yolundan aldı ve ben 40 Leva vererek akşam 21:30’da Sofya otogarına ulaşmayı başardım. Yolculuk güzeldi. Yolculuklar her zaman güzeldir. Sınırdaki görevli şirin Türkçesiyle neden Bulgaristan’a geçtiğimi sordu. Madonna konserine gidiyorum, dedim.

– Ahh, Madonna.. ama dönerken baska ulkeden çikmalisin, biliyorsunuz?

– Biliyorum (‘Ama Bulgaristan’ın bu şengen vizesini tanımama olayını anlamıyorum’ dedi iç sesim).

sof 187

Otogarda Nikolay beni bekliyordu. Arabasıyla gelmiş. CS Meeting var, oraya gidiyoruz dedi. Hiç şaşırmadım, dedim. Çünkü ben dünyanın hangi şehrine gidersem gideyim o akşam bir CS toplantısı ya da/ve partisi olur!

CS buluşması bir parktaydı. Sofya’nın gece hali oldukça sakindi. Sanki insanlar şehri terketmiş gibi, sanki herkes siestadaymış gibi bir hava…

Parkta çok tatlı insanlarla tanıştım. Türkiye’yi benden daha fazla gezmiş, Türk/Bulgar Dostluk Grubu üyeleriyle.. Gecenin sonunda, Nikolay’ın odasında, piyanosunun karşısında dışarıdaki sarhoş ve mutlu insanların seslerini kendime ninni yaparak uykuya daldım.

Cumartesi sabahı Rila Manastırı‘na gitmek üzere yola çıktık. Nikolay’ın Varna’dan gelen 40 küsür yaşındaki kuzenleri de arabadaydı. Hiç ingilizce bilmeyen kuzenler ve hiç Bulgarca bilmeyen ben gayet iyi anlaşarak, kahkahalar eşliğinde bir yolculuk yaptık. Çok eğlendik. Kibrit, çorap, çoban, budala, kazan, bayır, ambar, zurna, göbek, köçek, şapka, şal, çanta, vb. gibi Bulgarca kelimeleri hazneme kattım!

Manastır adını 1,147 metre yüksekliğindeki, Sofya’ya 117 km uzaklıkta yer alan Rila dağından alıyor. Manastırın, onuncu yüzyılda, dağ yakınlarındaki bir mağarada yaşamış John isimli bir keşiş tarafından kurulduğu söyleniyor. Rilalı mucize yaratan John ismiyle de bilinen keşişin öğrencileri onun öğretisini yaymak için bu manastırı inşa etmişler. Yüzyıllar içinde pek çok restorasyona uğrayan kompleks bugün UNESCO’nun kültür miras listesine alınmış durumda.

Manastastır çevresindeki restoranda lezzetli yemekler ve salatalar mevcut. Ben Bulgaristan’ın geleneksel salatası olan Shop’s Salad yedim ve yine gelenekselKamenitza birası içtim. Menüdeki Çoban Salatası dikkatimi çekti. Fakat anladığım kadarıyla Bulgar çobanları bizimkilerin aksine gayet zenginler çünkü salatada sosisten peynire, yumurtadan salatalığa her şey mevcuttu!

Manastır dönüşümüz akşamı bulduğu için hemen eve uğrayıp, biletlerimizi alıp çıkmamız gerekti. Konser Vasil Levski Stadyum’unda olacaktı. Stadın yakınlarındaki devasa kalabalığı ve giriş sırasını görünce kapıldığım dehşet karşısında Nikolay’ın rahatlığı görülmeye değerdi!

– Daha çok zaman var Martı! Biz içeri girmeden konser başlamayacak nasıl olsa!!

sof 165

İçeri girdiğimde saat yedi idi. Her farklı bilet grubu için (benim biletim 100 Euro’luk Golden Circle alanına aitti) farklı giriş kapıları oluşturulmuştu, dolayısıyla stada giriş de çıkış da çok kolay ve hızlı gerçekleşti. Saat sekizde başlaması gereken konser onda başladı. Bir ara Paul Oakenfold un remixlerini dinledik, dar alanda dans etmeye çalıştık. Sonra Madonna’nın genç dansçıları sahneye çıkıp seyircileri hareketlendirmeye çalıştı. Çok sevimlilerdi. Sonraki bir saat boyunca hiçbir haraket olmadan sadece Madonna’yı bekledik. Ayakta durmaktan gerçekten sıkıldığım ve yorulduğum bir anda Madonna sahneye çıktı koltuğunda oturarak.

Görüntüsü, kıyafeti, gülümsemesi harikaydı. Sahne ışıkları ve ekran görüntüleri ile tam bir bütünlük içindeydi. İki saat boyunca yerinde durmadan, ip atlayarak, zıplayarak, sütunlara tırmanarak, dans ederek şarkı söyledi. Hemen hemen her şarkısında kıyafet değiştirdi. Bir iki şarkıdan sonra yine dansçılarıyla sahnenin önüne gelmişken ansızın Billie Jean çalmaya başladı. Bir an, MJ cover’ımı yapacak acaba diye düşündüm. Ne güzel ve farklı olurdu! O sırada aynen MJ gibi giyinmiş -siyah pantalon, beyaz çorap, siyah rugan ayakkabılar, siyah şapka ve gri, parıltılı gömlek- bir dansçı Madonna’nın önüne çıktı ve dans etmeye başladı. “Dünyanın en büyük yıldızlarından biri, Michael Jackson için alkış istiyorum” dedi Madonna. Altmış bin kişi hep bir ağızdan bağırdık ve alkışladık. Harika bir andı! La Isla Bonita’da Madonna’ya çingene müzikleri yapan bir grup eşlik etti ve dans ettiler. Frozen’ı dışı ekran olan bir kafes-kule karışımı bir şey içinde söyledi.

Like A Prayer performansı gecenin en iyilerindedi; sahnedeki dev ekranlarda kutsal kitapların dilleriyle yazılmış herkes eşittir, her şey aynı yere çıkar mesajları yer aldı. Madonna sadece sahne şovu ve enerjisiyle değil, verdiği olumlu mesajlarla da gece boyunca herkesin yüzünü güldürdü yani. Şov bittiğinde yine Michael Jackson şarkısı çalmaya başladı ve insanlar yüzlerinde kocaman gülümsemelerle, yorgun ama dans ederek stadı terkettiler! Harika bir konserdi! Türkie’ye gel(e)memesi gerçekten büyük bir kayıp müzikseverler için!

sof 178

Stadtan yorgun ve inanılmaz derecede susamış olarak çıktım. Nikolay ile anlaştığımız yerde, metronun önünde buluştuk. Başka bir CS toplantısına gitmek üzere yürümeye başladık. Hiçbir büfede su yoktu yol boyunca. Ben su diye sayıklarken yine bir parka saptık. Yine harika CS insanlarıyla tanışma fırsatı buldum. Bisikletine Marvin ismini veren (The Hitchiker’s Guide to the Galaxy kitabındaki robota ithafen!), Gorahastası, Recep Ivedik izlemiş(!), Fatih Akın filmlerini beğenen bir Istanbul aşığı Bulgar ile tanıştım; Anton. Parktan sonra Ambar isimli bir cafe&bar’a gittik birlikte ve çok eğlendik.

GÜZEL BİR ŞEHİRDE HARİKA BİR KONSER

Gece boyunca Bulgarca-Türkçe ortak kelimeler ve deyimler üstüne konuştuk. Eve geldiğimizde saat 4’ü geçiyordu. Yatana kadar saat beş oldu ve ben fazla değil, iki saat sonra Ben nerdeyim, n’oluyor! hissiyle uyanıp otogar yoluna düştüm. Sofya sokakları yine sessiz ve sakindi. Bu kez herkes uykudaydı gerçekten sanırım.

sof 161

Dönüşüm biraz maceralı oldu. Önce Svilengrad’a geçtim otobüsle (Sofya günlerim boyunca söylemeyi bir türlü doğru dürüst beceremediğim şehir!). Oradan Yunanistan sınırı olan Ormenio’ya, oradan da bizim sınır olan Pazarkule’ye geldim. Bir günde iki gümrük kapısı, birbirinden ilginç gümrük memurları ve taksiciler.. Akşamüstü evime geldiğimde mutluydum. Bir farklı, heyecanlı geziyi daha gerçekleştirmiş olduğum, Madonna’yı görmüş olduğum, birbirinden sevimli yeni arkadaşlar edindiğim ve her şeyden öte, yeniden yollarda olduğum için.

Gezgin Martı

Prag Günlükleri – 4. Gün

U Supa, Agharta Jazz Club ve yeniden Besame Mucho Prag’taki en eğlenceli...
Devamını Oku

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir