Roma İle Röportaj

Şehirler de konuşur!

roma1

“Ne yazıyorsun öyle sen iki saattir?” dedi arkadaşım yanıma gelip.

Güneşli ve sevimli bir Akdeniz günüydü. Roma’daydım. Vatikan’dan yeni ayrılmış, yorgun ayaklarımı kaldırım kenarındaki yükseltiye koyarak dinlendiriyordum. Zihnimde birbirinden değerli ve çılgın Romalı sanatçıların heykelleri ve tabloları dolaşıyordu ve ben bütün o renkleri, ahengi gezi günlüğüme aceleyle yansıtmaya uğraşıyordum.

“Gezi günlüğüm bu dedim” yol arkadaşıma, “Şehirle konuşuyorum.” Nasıl yani bakışına karşılık olarak da “Ben şehre sorular soruyorum, o da cevap veriyor, onları not alıyorum” dedim.

Sanmayın ki şaka yapıyorum! Kentlerin de ruhları vardır insanlarınki gibi, onların da kimileri çok albenili, renkli, sevilesi, kimileri ise fazlasıyla sıkıcı, çekilmez ve çirkindir. Bu yüzden bazı şehirlere aşık olur, ölesiye severiz. Bu yüzden bazı şehirler bizi hep kendisine çağırır usanmadan. Roma da böyle bir şehir benim için. Daha ilk gidişimde bana çok iyi davrandığı, beni sahiplendiği, bana İstanbul’u hatırlatan harika bir ruhu olduğu için.. Siz de tanışmak ister misiniz kendisiyle? Buyrun öyleyse!

roma2

Roma: Hoş geldin Martı, ne kadar uzun sürdü gelmen! Neden şimdi?

Martı: Gitmek Ateşi… Bir anda alevlendi. Geciktim ama telafi edeceğim, merak etme!

Senin için Non Basta Una Vita diyorlar, yani Bir Ömür Yetmez. Sahiden, nedir seni bu kadar güzel kılan?

Roma: Sanatı ve tarihi seviyorsan beni sevmemen imkansız! Bir Açık Hava Müzesi’yim çünkü ben! Sokaklarımda dolaşırken güzelim heykellere bakmaktan kendini alamazsın. Dünyanın en renkli, cıvıl cıvıl meydanlarını bende bulur insanlar. İçimde yaşayan halk güler yüzlü ve yardımseverdir. İçimden geçen nehir sokaklarıma nefes aldırır, sokaklar ki filmlere, video kliplere konu olmuştur, sokaklar ki şairlere, yazarlara bir köşesine oturtup yazı yazdırır heyecanla.

Colesseum - Roma ile röportaj
Colesseum – Roma ile röportaj

Martı: Sende yaşarken insan sürekli dışarıda olmak istiyor. Geceleri bile uyumuyor musun sen?

Roma: Nasıl uyuyabilirim? Buraya ilk geldiğin geceyi anımsamıyor musun? Günün bitmesine yalnızca bir saat kalmıştı ve sen o ünlü Fontana di Trevi’nin (Aşk Çeşmesi) başındaydın. Arkanı dönüp çeşmenin havuzuna para atmaya çalışıyordun bütün diğer acemi ve sevimli turistler gibi. Dünyanın çeşitli ülkelerinden gelen yüzlerce insan senle birlikte bu yapımı otuz yıl süren, yirmi beş metre yüksekliğindeki Barok yapıya hayranlıkla bakıyor, su seslerine kulak vermeye çalışıyordu. İspanyol Merdivenleri’nde gençler bağıra çağıra gitar çalıp şarkı söylüyorlardı. Hemen karşısındaki bir minik dükkanda insanlar dondurma tadıyorlar, hemen yanında ise yalnızca birkaç euro ödeyerek aldıkları müthiş lezzetli pizza dilimlerini yiyorlardı. Colosseum’u da gördün. Gece bile hareketliydi, sanki içinde hala Gladyatörler savaşıyordu ve insanlar onları izlemeye gelmişlerdi, değil mi? Tarih boyunca içinde ölen beş yüz bin insan ve bir milyon hayvanın ruhları dolaşıyor hala Colosseum’da! Peki ya Navona Meydanı’ndaki ateş gösterileri, Popola Meydanı’ndaki gece konserleri, kaldırımları boyayan sokak ressamları, geceyi besteleyen sokak müzisyenleri? “Bütün tanrılara adanan” görkemli Pantheon önündeki kalabalığa ne demeli? Sen olsan uyuyabilir miydin geceleri?

Roma ile röportaj
Roma ile röportaj

Martı: Haklısın, yine başımı döndürdün!

Roma: Mitolojik kahramanlar tarafından kurulduğuna inanılan bir yer burası. Ne bekliyordun?!

Martı: İki kez gezdim seni ve ikisinde de farklı yönlerini keşfettim. İkisinde de çok heyecanlıydım.

Roma: Biliyorum! Bundan dört yıl önceydi tanışmamız, değil mi? Termini tren istasyosuna yaklaşan trende ne kadar da heyecanlıydın. Aşk Çeşmesi’ne attığın ilk para için “yeniden Roma’ya gelebilmeyi” dilemiştin.

Martı: Ve gerçek oldu! Bir yıl sonra yine buluştuk. Hem de doğum günümdü. Bir İtalyan evinde onlarca tanımadığım insan bana İtalyanca doğum günün kutlu olsun şarkıları söyleyip kadeh kaldırdılar. Kendimi evimde hissetmiştim yeniden.

roma4

Roma: Sen beni en çok nereye benzetiyorsun?

Martı: Sen, İstanbul ile kardeş olmalısın. Onun küçük, süslü kız kardeşi gibisin. İstanbul gibi yedi tepe üstüne kurulmuşsun zaten. Büyülü bir havan var onun gibi. Bir tek denizin eksik sanki. İstanbul olmasaydı, seni baş tacım ederdim, inan!

Roma: Yeniden gelecek misin?

Martı: Elbette. Zaten bütün yollar Roma’ya çıkmıyor mu?

Gülümsüyor şehir. Ben de gülümsüyorum. Arkadaşım soruyor, “Ne yazdın en son defterine?”

“ ‘Dünyanın en güzel ikinci kenti burası’ yazdım”, diyorum.

Birincisini herkes biliyor.

Not: Bu yazı 2007 yazında, ilk Roma ziyaretinde, hala İstanbul’a aşık bir Martı iken yazıldı. O zaman en sevdiğim şehir İstanbul’du. 10 yıl sonra aynı duygular içinde değilim. Artık Roma’yı en çok seviyorum. 🙂 Ama o zamanki duygularıma haksızlık edemeyeceğimden, yazdıklarımı aynen yayınlamayı seçiyorum.

Not 2: Roma’ya 3. kez de gittim. Aşk Çeşmesi’ne atılan paralar işe yarıyor. 🙂

Not 3: Tam 10 yıl sonra, 4. kez yine Roma! 🙂

Etiketler
, ,
Gezgin Martı

Kedi Canını Senin – Part 2

Efendim, Besame Mucho’dan sonra (bkz. Bir şarkı benle dünyayı dolaşıyor) yeni modamız...
Devamını Oku

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir