Prag Günlükleri – 3. Gün

Seminer ve Yaşasın Akdeniz

prag 296

Pazartesi sabahın köründe kalkıp kahvaltıya indim. Gece soğuktan dondum neredeyse. Odada klimaya benzer bir şey vardı, onun derecesi en sona getirdim, 30’a yani, yine de üşümüştüm gece. Belçikalı okul müdürlerinden biri olan Philip ise kahvaltı ederken gece çok sıcakladığını, dereceyi en düşüğe ayarladığını, ayrıca cam da açmak zorunda kaldığını söyledi! Hep böyle kanımın kaynamasını istemişimdir!!

Otelin kahvaltısı gerçekten güzeldi. Tatlılar, tuzlular, yumurta çeşitleri.. Ben her gün kendime patates, domates, yumurta, reçel, vb. şeylerden oluşan klasik Türk kahvaltıları hazırlarken Kuzeyliler tabaklarına tatlıları, marmelatları, kekleri doldururuyorlardı. Birbirimize şaşkınlıkla bakıp durduk!

IMG_6557

Seminer bir hafta boyunca sabah dokuzda başlayıp öğleden sonra dörtte bitti. (Çarşamba günü hariç). Arada kahve molaları, öğlen yemekleri vardı, o kadar.

Pazartesi günü Rudi, Pieter ve Rob’u dinledik. Bazen gerçekten bunaldığımı hissettim çünkü sadece teori dinlediğimiz zamanlar da çok oluyordu. Ama teori dinleme dışında da çok şey yaptık. Bir konu veriyolardı mesela, onun hakkında takımlar oluşturup sorunu buluyor, çözüm önerileri getirip bunları sunuyorduk insanlara elimizde mikrofonlarla. İlk gün İsveçli ve Çeklerle takım oluşturmak zorunda kaldım. Aman Tanrım, o kadar ciddi insanlar ki.. Nefes almaya vakitleri yok gibi sanki işten. Müthiş bir ciddiyetle dinliyorlar, konuşuyorlar, soru soruyorlar. Ne espiri var ne bir gülümseme.

IMG_6828

Ben de onlara benzemek zorunda kalacağım diye çok korktuğum bir anda imdadıma Ana yetişti! Ana, İspanyol. İngilizce öğretmenliği yapan ama seminer boyunca “Özleeem, help me, how can I say that in English?” nidalarıyla etrafta dolaşan okul müdürüydü aynı zamanda! Ana ile aynı masada olduğumuz zamanlar harikaydı. Onun da sıkıldığı, herkesi fazlasıyla ciddi bulduğu zamanlar oluyordu çünkü. Sonra aramıza Romanyalı ve Bulgar öğretmenleri de aldık ve hem çalştık, hem eğlendik! Yaşasın Akdeniz!! 🙂

IMG_6590

Akşamı Philip, Wim, seminerdeki diğer Türk Tufan ve eşiyle birlikte merkeze indik. Benim elime haritayı tutuşturdular yine. Bana bir şeyler oluyor yurtdışında, çok garip, elime haritayı alıp herkese rehberlik yapıyorum. Edirne’de bile kaybolabilecek derecede yönsüz olan ben, dilini, sokaklarını ve daha bilimum şeyinin bilmediğim ülkelerde canavar kesiliyorum! İşte yine o canavar anlarımdan birindeydim, sokaklarda dolaşıyorduk. Biz Wim ile yürürken birden arkama baktım ve diğer üç kişinin ortadankaybolduğunu farkettim. “Bekleyelim biraz” dedim Wim’e ama o da “Bir yerlere gimişlerdir, biz devam edelim, gelir onlar” dedi. Minicik şehirde birbirimizi kaybettik yani komik bir şekilde. İlerledik, Astronomik Saat’in orada biraz durduk, gelen giden yok.. Sonra Wim sanki çok doğal bir şey yapıyormuş gibi bana döndü ve “Ben üşüdüm, galiba otele gidip kitap okuma istiyorum” dedi!! Şaka yapıyor sandım. Hayır, yapmıyormuş. Gerçekten de beni orada yalnız bırakıp metroya atladı ve gitti! Ben de diğerlerini aradım, aynı yolları yürüdüm, elbette bulamadım ve biraz dolanıp ben de otelin yolunu tuttum. Güya jazz club‘a gidip canlı jazz dinleyecektik o gece hep birlikte ama yalnız da bir club’a gitmenin anlami yoktu. Trajikomik bir şekilde yuvama döndüm o gece, yanımdaki insanları kaybederek.. 🙂

Gezgin Martı

İstanbul’dan Roger Waters Geçti

Hepimiz Duvardaki Bir Tuğlayız Dostum   “Eğer dünya müzikle dönen bir gezegen...
Devamını Oku

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir