Prag Günlükleri – 1. Gün

CS Partisi, Gotik Sokaklar ve Pilsner Urquell

TK 1767 sefer sayili Istanbul-Prag uçuşuna hazırım. Diğer tanimadigim yolcularla birlikte bekleme salonundayiz. Sabahin körü. THY her zamanki gibi rotar yapacak, belli. Girerken ayakkabılarımı bile çkartmışlar zaten, hafiften sinirliyim. Bir de hava çok kötü; soğuk, rüzgarlı, yağmurla birlikte kar atıştırıyor arada. Sanki uçmaktan da korkuyor gibiyim bu kez, nedense…

Korkumun nedenini düşünerek geçirdiğim iki saatlik güzel bir yolculuktan sonra öğlende Prag’a vardım. Zamandan bir saat çaldıktan ve ilk Prag soğuguyla bir güzel tanıştıktan sonra şehir merkezine gitmek üzere havaalanı yanındaki durağa koşup 119 numaralı otobüse bindim. Prag’ın ulaşım sistemi harika. Aynı biletle otobüs, metro veya tranvaya binebiliyorsunuz ve 75 dakika içinde bu araçlar arasında transfer olanağı da sağlıyor bilet size. Bir transfer bileti 26czk (çek kronu), bu da yaklaşık 1 Euro ediyor, yani ulaşım rahat olmasının yanında ucuz da. Devijka‘da otobüsten inip Line A‘ya geçtim. Prag’ta metro üç hat çalışıyor, A, B ve C. CS’den Danny’nin evine gitmek üzere Flora’ya geçtim ben de.

Danny’ye gitmeye çalışırken Prag’ın sakinliğine şaştım kaldım. Havanın pusu insanların, binaların, sokakların üstüne çökmüş gibydi. Her yer sessiz, sakindi ve insanlar gayet asık suratlı, konuşmadan, hatta mutsuz yüzleriyle yürüyordu sokaklarda! Garipsedim elbette!

IMG_2178

Şansıma yine bir CS partisi varmış akşam. Danny ile ona katılmak üzere dışarı çıktık hava kararmaya yakınken. Önce bir restorana gittik. Restoranda dikkatimi çeken ilkşey sarmısak kokusu oldu. Daha sonra ise bu kokuya alışacaktım çünkü Çekler her şeyi sarmısaklı yiyorlarmış, öğrendim. Ekmek ne ise bizim için, sarmısak da onlar için o derece değerli ve her yerde kullanılıyor! “Dobrou chut” (afiyet olsun) deyip başladık peynirleri yemeye.

Ve tabi ünlü Çek birası; Pilsner Urquell. Methini çok duyduğum bu birayı kocaman bardaklarda getiriyorlar ve yemekten önce, yemek sırasında ve yemekten sonra da herkes birayı su gibi içiyor. Çekler Pilsner ile gurur duyuyor gibiler. Her yerde reklamı yapılıyor, pek çok yerde sadece o satılıyor ve bence gerçekten de çok güzel. Hafif, lezzetli ve ucuz.

IMG_2180

Biralarımızı içtikten sonra CS partisinin yapılacağı İsveç Elçiliği‘ne gittik. Giderken de Old Town‘u veCharles Bridge‘i gece ışıkları altında izleme fırsatı buldum. Şehir geceleyin gerçekten büyüleyici görünüyordu. Arnavut kaldırımı sokakları, gotik kuleler ve evleri, Prag kalesi, loş ışıklı sokak lambaları ile şehir resmen Vampir filmleri setinden farksızdı!

Parti oldukça güzel geçti. Hindistan, İsveç, Amerika, İskoçya, İngiltere, Makedonyave Romanya’nın arasına Türkiye’yi de katmış oldum. Saat 03:00’te insanlar hala mekanı terketmemekte direnirlerken ben de 24 saatlik uykusuzluğumla savaşıyordum.

 

 

IMG_2201

Ne zamandır Prag’tasın?

– Ben daha sabah geldim, 24 saat önce Edirne’deydim!

Gece yine gotik ve ilginç bir şekilde sessiz ve ıssız sokaklardan geçerek sabah 4’e dek çalışan gece tranvaylarından birine atlayıp giderek geceyi sonlandırdım.

Gezgin Martı

Kırmızı Koltukta Oturan Yeşil Tişörtlü Yabancı

Tam 10 yıl önce bugün Paris 🚆 Brüksel arasındaki interrail yolculuğumda, Paris’te bir hafta...
Devamını Oku

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir