Ordu’ya Gitmek İçin 10 Geçerli Sebep

Hey Gidi Karadeniz!

Ordu’ya gitmek için sayılamayacak kadar sebep var ama ben sadece 10 tanesini sıraladım.

10. Yaylalar, Yaylalar (Bir Trakyalının Oksijenle İmtihanı)

Karadeniz deyince gözümün önünde koyu yeşil yükseklikler belirir önce. Ona hırçın dalgalar ve o ünlü tulumlu, kemençeli müzik eşlik eder sonra.

Ordu Valiliği ve Gezginin Ayak İzleri işbirliğinde, Milyonlar Orduyu Paylaşıyor – Dört Mevsim Ordu projesinin yaz ayağında (10-14 Ağustos 2016) yer alan Ordu seyahatimizde, fonda Karadeniz müzikleri eşliğinde çakıllı, dar ve yılan gibi kıvrılan yolları arşınlarken bir ara 1200 metre yükseklikteki Sarı Çiçek Oluk Düzü Yaylası‘na değil de Katmandu’ya çıktığımızı sanmadım değil hani.

Nihayetinde rakımı 41 olan bir şehirde, Edirne’de yaşıyorum ve bu kadar oksijen ilk anda başımı döndürüyor hafiften.

Yaylaların engebeli yolları gözünüzü korkutmasın lakin. Orada hayat öyle sakin ve keyifli ki..

Çatalpınar Belediyesi, Gündoğdu Mahallesi’de yer alan Sarı Çiçek’e ulaştığımızda misafirperver köy halkının bize upuzun bir masa hazırladığını ve masayı leziz mi leziz kahvaltılıklarla donattığını gördük.

Muhteşem petek balı, tere yağı, vişne turşusu, turşu kızartması, peynirli gözleme, elma pekmezi ve kaynak suyu ile demlenmiş şahane bir çay güne harika bir başlangıç yapmamızı sağladı. (Neyse, yemeklerden fazla söz etmeyelim, o başka maddenin konusu)

Sarı Çiçek Yayla’sında elbette şirin, sarı çiçekler ve fındık ağaçları, bolca yeşillik ve keyifli manzaralar var.

Havada horon?

Düzlükte türlü türlü atlama, zıplama, havada horon tepme(!), vb. şaklabanlıkları yaptıktan sonra yoldan geçen bir traktöre atlayıp biraz daha tepeye çıktık

Traktörün tepesindeki Budist konulu sanatsal çalışmamı da orada gerçekleştirdim.

Traktörü kullanan ve yapım aşamasındaki çardağın tepesine çıkan amcaya #martıpozu da verdirmiş olabilirim. Bilemiyorum. Oksijen çarpması böyle bir şey işte!

Sarıçiçek’te geçen güzel günün akşamında yolumuz Aybastı Perşembe Yaylası‘na düştü.

Akşamın serinliği esen rüzgar ve yaylaya çöken bulutlarla birleşince şahane bir puslu, gizemli ortamımız oluverdi ansızın.

Perşembe Yaylası Ordu’nun Akkuş ilçesinden 12 km, Aybastı’dan yaklaşık 17 km uzaklıkta. Biz farklı bir rotadan geldik ama rahat, asfalt bir yolu da var. Rakımı yaklaşık 1500 metre.

Olduğu kadar artık! 🙂

Yaylada bulunan menderesler şahane bir görüntü oluşturuyorlar. Mendereslerin doğal miras olarak koruma altına alınması için çalışmalar başlatılmış. Gizemli, farklı bir havası var Perşembe Yaylası’nın. İnsanın ayrılası gelmiyor gerçekten. Yaylalarla, bol oksijenle geçen günün akşamını Aybastı Kent Ormanı‘nda, şahane yemekler yiyerek, üzerine de Belediye Başkanı ve ekibinin davetlisi olarak çardakta güzelce çay içerek tamamladık.

13879308_324332704575390_158819594018196991_n
Puslu yayla havası gece beni bir hayalete bile dönüştürdü! (Foto: Gezmek Güzel)

9. Ordu’nun -dereleri değil- Pideleri (Ne yedik be!)

Dilimizde boşuna temiz hava bol gıda diye bir deyiş yok. Karadeniz havası gerçekten acıktırıyor!

IMG_9245

Gezimiz süresince muhteşem yemekleri, atmosferi ve servisiyle hem midemizi hem de gözümüzü fazlasıyla, afiyetle doyuran Aktaşlar Restoran‘a ne kadar teşekkür etsek azdır.

13925281_323767601298567_6223675036542249811_n

Yolunuz Ordu’ya düşerse muhakkak Aktaşlar’a uğrayın. Pideleri, kara lahana çorbası ve kiremitte et yemekleri oldukça leziz. Gittiğinizde güler yüzlü şef garson Cihan Bey’e benden kocaman bir selam götürün.

Mendreseönü‘ nde yer alan, muhteşem manzarası ile beni büyüleyen Üstün Kardeşler Et Mangal da lezzet duraklarınızdan biri olsun.

Gezi boyunca selfielerimiz Gezgin Kedi'ye emanetti.
Gezi boyunca selfie’lerimiz Gezgin Kedi’ye emanetti.

Pişman olmayacaksınız.

Ordu merkezde dolaşıp da ayaklarınıza kara sular indiğinde de sahile çok yakın olan Fincan Cafe‘de bir çay-kahve molası verebilirsiniz.

Ordu’nun yalnızca pideleri meşhur değil elbette. Leziz balıkları, köfteleri, pirzolaları, etli pazı sarması, yörede kendiliğinden yetişen çeşitli otlardan yapılmış yemekleri ve mezeleri, mantar (fındık tirmiti) kavurması, turşu kavurmaları, peynir eritmesi, mıhlama.. Balık çorbasını da yiyenler anlata anlata bitiremediler. Ben bir kaşık aldım ama damak tadıma pek uymadığı için içemedim, bıraktım. Kara Lahana Çorbası ile devam ettim.

Ordu’nun lezzetleri saymakla bitmez, okurken acıktığımızla kalırız, o yüzden burada duralım!

8. Şelaleler, Göller, Ormanlar – Yaşasın Doğa!

Bir Şaman ruh olarak Ordu’yu sevmemem imkansız çünkü şehrin harika korunmuş bir doğası var. Ünye’ye 4 km mesafede, Ünye-Fatsa yolu üzerinde bulunan Asarkaya Kent Ormanı‘nda şahane bir öğle yemeği yedik.

Oldukça temiz ve düzenli olan bu kent ormanında dilerseniz piknik yapabilir, isterseniz doğa yürüyüşü de yapabilirsiniz. Akşam üstü harika ışık oyunları size müthiş fotoğraflar çekme olanağı da sunacaktır. İçinde telefon kulübeleri, oyun parkları, salıncaklar, semaverler, minik çay bahçeleri olan bu ormanı ben çok sevdim. Yine bir Şaman olarak her bulduğum ağaca sarıldım elbette!

Çiseli

Yüzme imkanı da bulunan Karaoluk (Çiseli) Şelalesi ve Türkiye’nin en yüksekten akan Uzundere Şelalesi de görülmesi gereken yerler arasında, sakın es geçmeyin.

13920576_324332724575388_8440785321795559438_n
Uzundere’ye çıkan basamaklar

13909150_324870214521639_563852762273890401_o

Biz Uzundere önünde yine horon tepmeye çalıştık, aman siz bize uymayın!

7. Boztepe ve Teleferik

Boztepe, Ordu’nun Altınordu ilçesine bağlı bir mahalle.

13938330_324883144520346_1465934135134072490_o

Tepeye 2011 yılında hizmete açılan, 570 metre yükseklikte ve 2700 metre uzunluktaki teleferik ile 10 dk gibi bir sürede çıkılıyor. Tepede sizi muhteşem bir manzara, yine güzel bir orman ve restoranlar bekliyor elbette.

Boztepe’nin Martıları 🙂

Gece teleferik içindeki müzik yayınında Ordu’nun Dereleri çalıyordu. Elbette bağıra bağıra eşlik ettik da, ne yapacaktuk ki başka?

6. Ünye ve Müze Evi  

Ah, Ünye.. Bazen yabancı bir şehre gidersiniz ve hemen kanınız ısınıverir, kendinizi oraya aitmiş gibi hissedersiniz ya hani, Ünye benim için o şehirlerden biri oldu.

13882254_323763887965605_8109103910893699197_n

Belediye tesislerinde şahane bir kahvaltıyla güne başlayarak Ünye’yi gezdik. Yerel gazetelerin ofislerine gidip Ünye ile ilgili güzel hikayeler dinledik, yöre ve kent kültür dergisi Canik’ i aldık, okuduk, sevdik.

13880165_10154333955818617_8150634184088047508_n

Ünye Kent ve Ünye Vizyon gazetelerinin imtiyaz sahipleri ve yayın yönetmenleri ve çalışanlarıyla keyifli sohbetler ettim. Gazeteler, dergiler canımdan bir parçadır. Kentler için önemlidir.

Tarih kokan sokakları, Ünye Şeyh Yunus Türbesi, Kadılar Yokuşu, Döner Çeşme Meydanı, Anıt Ağaç’ı (2. maddede ele alınacak), Ünye At Çiftliği, Bakırcılar Çarşısı, iskelesi ve camileri bir yana, beni en çok etkileyen şey şehrin Müze Evi oldu.

Yörede kaptan evi olarak bilinen ve 1760 yılında yaptırılan bu ev bugün baş odası, mutfağı, toplantı ve sergi salonu, bahçesi, sofası, Ali Rıza ve Meliha Erüş Odası (evin son sahiplerinin ismi) ile bir yaşayan müze. Müzede kültürümüze ait her şey özenle korunuyor ve sergileniyor. Güğümler, eski sobalar, geleneksel kıyafetler, çömlekler, fincanlar, ahşap karyolalar, yataklar, 150 yıllık bir kuş kafesi, eski oyuncaklar, aklınıza ne gelirse..

13887048_10154333939413617_2530767912241686604_n

Somut ve Somut Olmayan Kültürel Mirası araştıran, koruyan ve gelecek nesillere aktarmak için sürdürülebilir çalışmalar yapan bir müze burası ve alanında çok başarılı. Müzede aynı zamanda ebru yapabiliyor, eskiden ahır olarak kullanılan sergi odasında Hacivat ve Karagöz gösterisi izleyebiliyorsunuz. Geleneksel kıyafetler içinde, Halk bilimi mezunu, görevli İhsan Akbulut müzeye adım attığımız andan itibaren bize şahane hikayeler ve mercimeği fırına vermek, işin püf noktası, darısı başına ve daha pek çok deyişin hikayelerini anlattı. Ben burada yazmayacağım, gidip siz de orada dinleyin isterim.

Odanın birinde bir akordeon vardı. İhsan bey bize bu aletin II. Dünya Savaşı’nda savaşmış bir Alman askerin bir Türk askerine hediye ettiğini, o askerin torunlarının da akordeonu müzeye bağışladığını söyledi. Tabi Martı’nın gözleri doldu hemen, neden dolmasın?

Biz oradayken daha faaliyete geçmemişti ama çok yakın zamanda canlı olarak kahve öğütüp pişireceklerini ve baş odada yine canlı olarak masallar anlatacaklarını dile getirdiler.

Müzede fotoğraf çekmek serbest ama video değil çünkü müzeyi yaşayarak gezmenizi istiyorlar. Bu yüzden de burası özel bir yer işte.

5. Yason Burnu – Argonatlar’dan Günümüze

Yason Burnu Perşembe ilçe merkezine 15, il merkezine 28 km mesafede, Çaytepe köyü sınırları içinde bir gizemli yarımada. Gizemli diyorum, haklı sebeplerim var, inanın.

Gençlerin aşklarını kocaman kocaman yazılarla ayan beyan ilan ettikleri deniz feneri, 19. yüz yılda Rumlar ve Gürcüler tarafından yaptırılan kilisesi (Jason’s Chuch), piknik alanları ve müthiş manzaralı sahiliyle burası 1. derece arkeolojik, 2. derece doğal SİT alanı.

Şimdi hemen Game of Thrones jenerik müziğini açın, size buranın efsanesinden bahsetmek istiyorum.

Efsaneye göre küçük yaşta kral olan Yason (Jason)’un babası amcası tarafından öldürülür. Hain amca Yason’a, eğer -bugün Gürcistan olan bölgede yer alan- ejderhanın sakladığı altın postu getirirse ona krallığı vereceğini söyler. Yason hodri meydan diyerek tanrıça Athena’nın yardımıyla bir gemi inşa ederek, Truva’dan da geçerek Karadeniz’e açılır. Yanında Yunanlı kahramanları da beraberinde götürmektedir. Bu kahramanlardan biri de Herkül’dür. Yolculuklarında bu burunda mola verirler ve karaya çıkarlar. Burayı çok sevdikleri için de kahramanlar yarımadaya liderleri Iason’un ismini verirler.

Valla ben de Homeros‘un yalancısıyım.

Homeros İlyada’da Yason Burnu’ndaki gün batımından bahsetmemiş ama Ordulular diyor ki dünyanın en güzel gün batımlarından biri burada yaşanırmış. Yeniden gelmek için bir sebep daha işte. Bu kez yanıma İlyada‘yı da alacağım, söz.

4. Ordu’nun Kaleleri

Karadeniz serindir, eser, yağmur yağar dedik, geldik ama dört gün boyunca sıcaktan piştik! Özellikle de Kurul Kalesi, Ünye Kalesi ve Akkaya Kalesi’ne çıkarken!

13907208_324392261236101_5008418638636498694_n
Kurul Kalesi

Bayadı Köyü sınırları içinde yer alan Kurul Kalesi de 1.derecede arkeoloji ve doğal sit alanı ve antik bir yerleşim yeri. Halen kazı çalışmalarının devam ettiği, VI. Mithridat dönemine ait olduğu belirlenen alanda tarihi bir sarnıç ve dehliz bulunmakta. 2100 yıllık bir bronz Apollon heykeli bulunmuş kazılarda. Ayrıca burası Doğu Karadeniz bölgesinin ilk kazı alanı olma özelliğini de taşıyor. Manzarası nefis.

Ünye Kalesi ise Kurul Kalesi gibi merdivenleri, yürüyüş parkuru, seyir terası olmayan, henüz arkeolojik kazıların yapılmaya başlanmadığı ama yapılırsa çok şey vaat eden bir kale. Girişte bir kral mezarı sizi selamlıyor. Büyük bir kısmının tek bir kayadan oluştuğu kalenin tepesinde bayrak dalgalanıyor. Bayrak Cumhuriyet yıllarında dikilmiş. Kalenin hemen dibinde de bir köy var. Ben farıdım (Bkz. farımak, Trakya bölgesinde sıcaklamak, terlemek anlamında kullanılan kelime) ve yarıya kadar çıktım ama bizim yiğit ekip bayrağı gördü ve orada şahane fotoğraflar çektiler.

Ünye Kalesi zirvesi
Ünye Kalesi zirvesi (Foto: Amca Oğlu)

Yine 1. derece arkeolojik alan olan ama ciddi bir çalışmanın yapılmadığı Akkaya Kalesi Çatalpınar Belediye’sine bağlı, Akkaya köyü sırtında bir dik taş.

Cemevi

Ama kalesinden çok Akkaya Köyü’nün bir kaç yıl önce hizmete açılan Cemevi beni cezbetti. Belediye başkanı ve çalışanlar bizlere meyve ikram ettiler, bağlama ile türküler çalıp söylediler ve güzel dilekleriyle bizi uğurladılar. Yorucu ama güzel bir gezi oldu.

3. Ordu Sahili

Ordu sahili çok keyifli. Banklarda oturup kitap okuyabilir, bisikletle dolaşabilir, sokak köpeklerini sevebilirsiniz. Son akşamımızda bize göre hırçın, Ordulular’a göre muhtemelen hırçın sayılmayacak dalgalar bizi selamladı sahilde. Çok güzeldi. Doğayı, denizi seviyorsanız Ordu’ya gitmek için önemli bir sebebiniz var böylece.

2. Ordu’nun Hikayeleri, Efsaneleri 

Nedir bir şehri şehir yapan? Bence sahip olduğu efsaneleri ve hikayeleri. Bir kente ruh katan, onu canlı tutan etmenler.. Bunlar yoksa benim bir şehri sevmeme imkan yok.

Canik Dergisi’nde bir hikaye okudum. Vakti zamanında şehirden ayrılmak zorunda kalan Ermeniler’den bazıları küçük kız çocuklarını Ordu’da bazı ailelere bırakmışlar, bir gün geri dönerler elbet diye. Tarihin kayıp kızları diye anılan bu çocuklar Osmanlı ve İslam kültüründe ve geleneklerinde yetişmişler. Magda adında bir kız ikizini geride bırakarak anne ve babasıyla birlikte Ordu’dan gitmiş ve tam 80 yıl sonra Ünye’ye gelip kardeşini aramış ve karşısına kendisinden bambaşka bir tıpkısı çıkmış. Yazının başlığı Ünye’den Gidenler Bir Daha Geri Dönmediler idi. Martı, duygusal bir insan, anladınız.

Yunus Emre’nin türbesinin de Ünye’de olduğuna inanılıyor. Bir de Yunus Emre Kuyusu hikayesi var. Yüzyıllar önce çok kurak geçen bir mevsimde Şeyh Yunus Türbesi’ne gelip de rüyasında orada su olduğunu gören ve kazıp su çıkaran bir ermişin hikayesi bu.

Ünye merkezdeki Anıt Ağaç hikayesi ise favorim.

13938495_348728635458152_5922235739038802164_n

Rivayet odur ki Fatih Sultan Mehmet 1461 yılında Trabzon seferinden dönerken bu noktada çadır kurmuş ve lalaya Neden burada hiç ağaç yok? diye sorarak bir ağaç dikmelerini emretmiş. Belki yeniden gelmek nasip olur, gölgesinde dinleniriz demiş. 555 yıl sonra 30 metre uzunluğundaki bu tarihin gölgesi  bize nasip oldu. Sevgiyle kucakladım elbette. (Ayrıca bkz. Martı the tree hugger)

Iason, Herkül, Fatih, Ermeniler, Yunus Emre, Pontus, Mitra.. Ne güzel bir mozaik, ne hoş bir kültür, değil mi? Hikayelerimiz var oldukça varız.

1.Ordu’nun Misafirperver Halkı ve Kurulan Dostluklar

Yeni insanlarla tanışıp yeni dostluklar kurmadığım, insan hayatlarına dokunmadığım her gezi benim için kesinlikle boş gezidir.

13895030_323765861298741_4222129495866025863_n

Ordu’ya gitmek bana çok iyi geldi. Dört gün boyunca şahane insanlarla tanışıp yepyeni arkadaşlıklar kurdum ve bence yolda olmanın en değerli yanı bu. Bu gezimizde desteklerini esirmeyen ;

* Sn. Ordu Valisi İrfan Balkanlıoğlu’na
* Sn. Ordu İl Kültür Turizm Müdürü Uğur Toparlak’a
* Sn. Aybastı Belediye Başkanı İzzet Gündoğar’a
* Sn. Ünye Belediye Başkan Yrd. Erhan Eren’e ve Ilhan Kartal’a
* Sn. Çatalpınar Belediye Başkanı Ahmet Türe ve Mustafa Şenel’e ve  misafirperver köy halkına
* Ordu Valiliği Basın Danışmanı Mustafa Sezer’e
* Müze evi çalışanlarına, bize konaklama imkanı sunan Royal52 Otel’e, rehberlerimize, sanat tarihi uzmanı meslektaşım Osman Hoca’ya, minibüs şoförlerimize ve blogger arkadaşlarıma (Gezgin Kedi, Gezginin Ayak İzleri, Geziyorum Öyleyse Varım, Yoldaki, Bilinmeyen Rota, Çapulcu Yollarda, Küçük Dünya, Seyyahça, Giyen Bayan, Pustoo Dünya, Çelebi Alper, Amca Oğlu, Zafer’in Seyir Defteri, Gezgin Kadınlar, Tadında Seyahat, Gezmek Güzel, Geze Geze Türkiye ve Dünyanın Yerlisi) teşekkür ediyorum.
 

Ordu Sahilinde bir grup çılgın
Ordu Sahilinde bir grup çılgın

Yeniden Ordu’ya gitmeyi ve yeni listeler oluşturmayı sabırsızlıkla bekliyorum. (Gezinin videosu için tıklayın)

Gezgin Martı

Avrupa Kıtasının En Batısı: Cabo da Roca

Yıllarca batı, batı dediler, medeniyet dediler, ben de tipik bir Türk genci...
Devamını Oku

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir