İyi İnsanların ve Güzel Atların Ülkesi Kapadokya

Masal Diyarı Kapadokya

Masal tadında büyülü bir coğrafya Kapadokya

Anton Çehov, İyi İnsanlar isimli hikayesinde, bir gazetede edebiyat eleştirisi yazıları yazan Vladimir Semyoniç ile  kız kardeşi Vera Semyonovna arasındaki ilişkiyi anlatır.

Dul Vera, Vladimir’in çalışma masasının arkasındaki kanepede  işsiz güçsüz, uyuşuk bir şekilde yayılarak, bıkkın bir hayat sürmektedir. İki kardeş arasındaki anlaşmazlık zamanla sessiz bir çatışmaya döner. Vera, yalnızca kötülüğe karşı koymak istemektedir ve ağabeyine bir gün şöyle sorar: “Eğer biz insanlar kötülüğe karşı koymama felsefesini davranışımızın temeli yapsaydık sonuçta nasıl bir yaşantımız olurdu acaba?”

Nuri Bilge Ceylan, Cannes’dan büyük ödülle dönen güzelim filmi Kış Uykusu‘nu yazarken işte bu öyküden esinlenmiş.

Kapadokya’da ilginç yer yüzü şekilleri

Esinlendiği bir diğer öykü de, yine Çehov’un Karım isimli, Pavel Andreyiç adlı karakterin genç karısı Natalie ile olan kopuk ilişkisini taşra odaklı anlattığı öyküsü. Pavel, yaşadığı kasabadan bir türlü gidemez, Natalie, der, gidemedim, geri döndüm. Kocadım mı, aklımı mı oynattım, yoksa başka bir adam mı oldum; nasıl isterseniz öyle düşünün.

Kış Uykusu’nun Aydın ve Nihal’i de aynı hisleri yaşatırlar bize izlerken. Aydın’ın kız kardeşi Necla da öyle. Gidemezler. Kalırlar. Karlar altında peri bacalarını ve sonsuzluğa koşarmışcasına önlerinden geçen atları izlerler. İyi insan olmak ve kötülüğe karşı koymak isterler.

Masal tadında bir diyar Kapadokya

19. yüz yılda yaşamış olan Anton Çehov’un hikayelerindeki taşra hüznü ve iyiliğin peşinde koşan insanların naifliği, Nuri Bilge Ceylan’ın müthiş bir şekilde yorumlayıp bize hatırlattığı üzere, iki yüz yıl sonra bile Anadolu’da varlığını sürdürüyor.

İşte üçüncü kez bu büyülü topraklar bölgesine, Kapadokya‘ya giderken zihnimde Kış Uykusu’ndan görüntüler ve Haluk Bilginer ile Demet Akbağ’ın şömine başında yaptıkları sohbetler dönüyor. Merhaba iyi insanların ülkesi, merhaba masallar diyarı!

Doğa Ananın Heykeltıraşlığı

Kapadokya, 60 milyon yıl önce; Erciyes, Hasan Dağı ve Güllü Dağı’ın püskürttüğü lav ve küllerin oluşturduğu yumuşak tabakaların milyonlarca yıl boyunca yağmur ve rüzgar tarafından aşındırılmasıyla ortaya çıkmış bir bölge.

Kapadokya Göreme Açık hava Müzesi

İnsanların bu bölgeye yerleşmeye başlaması Paleolitik (Eski Taş Çağı) döneme kadar uzanıyor. Hititler’in de yaşam alanı olarak seçtiği bölgeye Roma İmparatorluğunun baskısından kaçan Hristiyanlar da yerleşmişler.

Başta Nevşehir olmak üzere Kırşehir, Niğde, Aksaray ve Kayseri illerine yayılmış bir bölgeyi kapsayan Kapadokya’da bugün peri bacaları dediğimiz birbirinden ilginç şekiller ve kayaların oyularak oluşturulduğu kaya mezarları ve evler yer alıyor.

Kapadokya Ortahisar

M.Ö. 6. yüzyılda Perslerin işgaline uğrayan Kapadokya’nın ismini de Perslerden aldığı yazılır. Pers dilinde Güzel Atlar Ülkesi anlamına gelen bölgede gerçekten de her yerde atlarla karşılaşmanız olası.

Selçuklu Türklerinin ve devamında Osmanlı İmparatorluğunun da yerleşimler kurduğu bölgedeki son Hristiyanlar 1924-26 yıllarında Lozan Anlaşması sebebiyle yapılan mübadeleyle bu güzel coğrafyadan atlarına binerek değil, maalesef onları bırakarak gitmek zorunda kalmışlar.

Kapadokya

Bugün hala oyulmuş kayaların içinde yaşayan insanlar var. Uçhisar‘da böyle bir eve biz de konuk olduk. 1976 yılında tapu işlemlerine bağlı olarak, atalarından kalan geleneksel Kapadokya evinden çıkarılan ve merkeze yerleşen bir aile daha sonra maalesef kendi evlerine kiracı olarak dönmüşler.

Geleneksel Türk evi peribacasında yaşayan Emine teyze

Bugün Emine teyze evinde yemekler yapıp turistleri ağırlıyor ve el işi, yöreye özgü hediyelik eşyalar satıyor. Evin bahçesinde türlü türlü yemişler, güzel çiçekler var. Sessiz, sakin bir atmosfer.. Tam anlamıyla huzur.

Kapadokya’nın Milli Parkları ve Gezilecek Yerleri

Göreme Kapadokya

Kapadokya’da gezip görülecek öyle fazla yer var ki.. Gerçekten zaman yetmiyor. Göreme Açık Hava Müzesi her seferinde beni büyülüyor.

1985 yılından bu yana UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alan parkta kayalara oyulmuş şahane kiliseler var. Daha önceki ziyaretlerimde fotoğraf çekebiliyorken bu kez fotoğraf çekmenin tamamen yasaklanmış olduğunu öğreniyor ve freskler için seviniyorum.

Kanlı Kilise, Göreme

Şapel ve saklı kiliselerin olduğu bir başka yer ise Ihlara Vadisi. Vadiye inmek için tam 380 basamağı kullanmanız gerekli. İniş güzel ama çıkışta bayağı ter döküyorsunuz. Ama manzaraya değiyor.

Birbirinden ilginç peri bacasına ev sahipliği yapan Paşabağ, benim en sevdiğim parklardan.

Kapadokya Paşabağ Rahipler Vadisi

Rahipler Vadisi olarak da bilinen Paşabağı Vadisi‘ndeki oluşumlar bana Grand Canyon’u hatırlatıyor ve çok seviyorum. Ben sevmesine seviyorum da herkes benle aynı fikirde değil sanırım ki birileri yediği yiyeceğin çöpünü tam da vadinin içine, kayanın ortasına bırakıvermiş, onu görüyorum!

Kapadokya peri bacaları

Avonos-Çavuşin yolunda bulunan bu parkta zamanında keşişler inzivaya çekilirlermiş ve o yüzden de ismi Rahipler Vadisi olarak anılıyormuş.

En sevdiğim vadilerden biri de Zelve.

Zelve Vadisi

Kapadokya turlarının genelde es geçtiği Zelve Vadisi ve Açık Hava Müzesi‘ne adım attığınızda kendinizi bir film seti içinde girmiş gibi hissediyorsunuz.

Kapadokya bölgesinde en uzun süre kullanılmış yerleşim yeri olan Zelve’de Göreme Milli Parkı’nın çılgın kalabalığını görmek de pek mümkün değil, o yüzden gezmesi çok keyifli.

Avanos çömlek yapımı Sır Küpü

Kapadokya’ya gelmişken Üç Güzeller, Uçhisar Kalesi, Avonos, Devrent Vadisi, Çavuşin Köyü, Güvercinlik Vadisi ve Derinkuyu yer altı şehrini de görmeden olmaz elbette.

Eğer 2000li yılların başında çılgınlar gibi Asmalı Konak izleyen ekiptenseniz de Ürgüp‘teki Asmalı Konak evini görmeden dönmemenizde fayda var.

Kapadokya’da yapabileceğiniz en iyi şey bir araba kiralayıp elinize haritanızı alıp diyar diyar gezmek olacaktır!

Kapadokya’daki Cave Hoteller

Bölgede birbirinden muhteşem oteller var.

Mahzen Cave Hotel, Ortahisar, Kapadokya

Ben bu kez gittiğimde Mahzen Cave Hotel‘de kaldım.

Hemen yanındaki Mahzen Queens Hotel ve Hezen Hotel de aynı Mahzen Cave Hotel gibi gerçek mağaraların oyularak yapıldığı, inanılmaz güzellikte oteller.

Ortahisar Kalesi manzaralı otelde doğa ile iç içe, gün doğumu ve gün batımı manzaraları izleyerek zaman geçirmek, otel çalışanlarıyla sohbet etmek şahaneydi.

Otel çardağında keyif #naylonsözler

Keşke daha uzun kalabilseydim dedim.

Bir de otelin çıkış kapısının tam karşısındaki peri bacasında kazınmış iki harf gördüm: Ö.G şeklindeydi!

Vallahi ben yapmadım!! 🙂

Özlem Güzelharcan’ın Ö.G si? Adımı dağlara yazan kim?

Mahzen Cave Hotel, Kapadokya

Yeniden gelip Ortahisar‘da, Mahzen Cave Hotel‘de kalmam için en güçlü sebep bu değil de nedir!

Adres: Esentepe Mah. Tahirbey Sok.  No:55 Ortahisar, Ürgüp, Nevşehir

Murat Güzelgöz’ün İlginç Hikayesi

Ben de Çehov gibi hikayeler peşinde koşan ve insanlarla sohbet edip onların öykülerini dinlemeyi çok seven biriyim.

Murat Güzelgöz

Murat Güzelgöz ile tanışmam da kesinlikle üçünü Kapadokya gezimin en güzel anısı olarak belleğimde yer etti.

Murat Güzelgöz, Hezen Hotel’in ve Ürgüp’te yer alan Le Bazaar D’Orient isimli mekanın sahibi. Le Bazaar D’Orient, Doğu Pazarı, içinde dokuma halı ve kilimlerin, antika ürünlerin ve çeşitli hediyelik eşyaların satıldığı bir yer. Üst katında da tekstil ürünlerinin tanıtıldığı Halı-Kilim ve Tekstil Müzesi bulunuyor.

Le Bazaar D’Orient, Ürgüp, Kapadokya

Fakat Murat bey bir halıcıdan çok daha fazlası. Biz çayımızı yudumlarken o bize önce içli içli bağlama çalıp türkü söyledi, sonra da hüzünlü hikayesini anlatıverdi.

Murat bey, Eşekli Kütüphaneci olarak da bilinen Mustafa Güzelgöz‘ün oğluymuş.

Mustafa Güzelgöz, 1943 yılında Ürgüp Tahsin Ağa Kütüphanesi‘ne kütüphaneci olarak atanmış. Yalnız kütüphaneye kimsenin uğrayıp kitap okumadığını görünce aklına ilginç bir fikir gelmiş.

Eşekli Kütüphaneci Mustafa Güzelgöz

Bir eşek satın alan Güzelgöz, eşeğin üzerine iki sandık yaptırarak içinde 200 adet kitap sığdırmayı başarabilmiş.

Kitaplarıyla birlikte eşek sırtında köy köy gezer olmuş. Gittiği her köyde çocuklara ve gençlere kitaplar dağıtmış, kitapları birbirleri ile okuduktan sonra değiştirmelerini salık vermiş ve belirli aralıklarla da gidip kontrol etmiş. Nasıl bir kitap sevgisi, nasıl müthiş bir eğitim aşkı, varın siz düşünün!

Mustafa Güzelgöz’ün namı köyden köye, kasabadan kasabaya duyulmaya başladığı vakit 1957 yılında Hayat Mecmuası‘nda bir makalede kendisine yer verilmiş. Köylere giden kitaplık olarak tanıtılan Güzelgöz böylece ülke çapında da ünlü oluvermiş.

Kadınların da kütüphaneye gelip kitap okumaları için Singer ve Zenith markalarına mektup yazan Güzelgöz, markaların ismini kütüphanenin girişine yazarak ve markalardan dikiş makinaları alarak kadınların da kütüphaneye gelmelerini ve makina sırası beklerken de kitap okumalarını sağlamış. Aynı zamanda halk evlerinde okuma yazma kursları vermiş. O da yetmemiş fotbol takımları kurmuş, kooperatiflerde aktif rol almış, Ürgüp’teki yapıların inşaalarına yardım etmiş.

Mustafa Güzelgöz

1963 yılında Amerika’da yapılan Dünyanın En Yaratıcı İnsanları isimli yarışmada Türkiye’den Mustafa bey aday gösterilmiş ve İtalya ile birlikte finale kalmış.

İtalya’nın konusu köprü altı çocuklarını yaşama yeniden katma imiş. Oyunu Güzelgöz’den yana kullanan jüri başkanı ise şu efsane cümleyi kurmuş: Bay Güzelgöz’ün yaptığı hizmet her yerde yapılmış olsaydı, zaten köprü altı çocukları olmazdı!

İşte böyle bir babanın oğlu olan Murat Güzelgöz de babası gibi çok okumuş, çok araştırmış ve öğretmen olmuş. İşini severek yaparken bir müfettiş ile münakaşası sonucunda maalesef istifa etmiş ve babası ile birlikte halıcılık, antikacılık ve turizm işlerini yürütmeye başlamışlar.

Kendisine benim de öğretmen olduğumu ve çok okuduğumu söyleyince gözleri doldu ve ben öğretmenliği çok sevdim, gönlüm hep orada bir yerlerde kaldı dedi.

Murat bey, 1980 darbesinde babasının, o kitap aşığı muhteşem eğitmenin evinde ve kütüphanesindeki bazı kitapları atmak ve yakmak zorunda kaldığını anlattı. Boğazıma bir şey düğümlendi. Yorum yapamadım. Mustafa beyin acısını öyle derinden hissettim ki o anda..

Murat Güzelgöz

Darbeden sonra Fransa’ya,Paris’e yerleşen Murat Güzelgöz, Champs-Élysées caddesinde halıcı dükkanı açmış. Kızını da Sorbonne Üniversite’sinde okutmuş. Murat bey Fransız bir kadınla evlenmiş ve bir süre sonra memleketi Ürgüp’e dönüp Le Bazaar D’Orient dükkanını açmış. Bizantoloji okuyan ve Türkiye’nin ilk Bizantologu olan kızı ise Türkiye’de iş bulamadığı için Fransa’ya geri dönmüş!

Murat beyin antika yüzüklerinden biri

1972 yılında emekli olan ve 2005 yılında vefat eden Mustafa bey geride 200 bin kitaplık bir  kütüphane ve dillere destan bir hayat bırakmış. Hikayesini Fakir Baykurt, Eşekli Kütüphaneci isimli romanında, Tayfun Talipoğlu da Eşekle Gelen Aydınlık isimli kitabında anlatmışlar.

Ben de Murat beye, Mustafa beyin anısına diyerek Naylon Sözler‘i imzalayarak verdim. Umarım Mustafa Güzelgöz beni bir yerlerden görmüştür.

Le Bazaar D’Orient‘ten gözlerim buğulu, yüreğim ferah ayrılıyorum ve kendimi bu hikayelerin içinde bulduğum için çok ama çok şanslı hissediyorum.

Kapadokya Sanat ve Kültür Merkezi

Kapadokya’da her yerden karşınıza harika bir sürpriz çıkabilir, hazırlıklı olmak gerek.

Kapadokya Sanat ve Kültür Merkezi

Uçhisar’da yer alan bu kültür merkezi tamamen gönüllü çalışmalarla kurulmuş, içinde harika bir mağara kütüphanesinin, ilginç heykellerin ve birbirinden güzel sanat eserlerinin yer aldığı bu açık hava müzesine girerken her hangi bir ücret ödemiyorsunuz.

Kapadokya Kültür ve Sanat Merkezi

Bir yanınıza peri bacaları, bir yanınıza enteresan sanat eserleri.. Harika bir atmosfer..

Gönüllü çalışmalar yapan ve sanat merkezi için gece gündüz çalışan Erhan bey tam bir sanat aşığı ve hedefi mümkün olduğunca fazla insana ulaşmak.

Kapadokya Sanat ve Kültür Merkezi gerçekten harika bir proje ve bütün övgüleri sonuna dek hak ediyor.

Kapadokya Lezzetleri

Kaapdokya mantı

İnsan hikayeleri dinlemek ve farklı kültürlerle harmanlanmak en sevdiğim şeyse ikincisi de kuşkusuz ki yerel lezzetleri tatmak!

Nevşehir Bolu Et Mangal Lokantası

Kapadokya’da yediğim pideleri, el açması mantısını, ilginç tatlı köftür’ü (ben hiç uğraşmayayım, Refika anlatsın size bu muhteşem lezzeti), güveçte sebze yemeğini, ciğer şişi, testi kebabını unutmam mümkün değil!

Uçhisar Belediyesi bize şahane bir sofra hazırladı

Bölgede kurutulmuş meyvalar da çok lezzetli.

Kurutulmuş çilek

Nevşehir’deki Bolu Et Mangal lokantasına mutlaka ama mutlaka gidin ve felekten bir gün geçirin.

Kapadokya Balon Turu

Kapadokya Balon Turu

Elbette Kapadokya deyince aklımıza gelen ilk görüntülerden biri de havada süzülen şeker gibi balonlar!

Kapadokya’da balonları izlemek için gün doğmadan kalkmanız gerekli

Üç seferdir de balona binememe durumum ne zaman nihayete erecek ve ben de uçacağım bilmiyorum ama balonları yerden izlemek de çok keyifli oluyor.

Balon turları gerçekten pahalı. 150 euro gibi bir fiyat veriyorlar.

Balonların yurt dışında  geldiğini, bakımlarının çok maaliyetli olduğunu, çalışanlarının fazla olduğunu ve pilot olmak için çok masraf yapıldığını anlattılar ama ben yine de çok pahalı buluyorum bu aktiviteyi.

Biz iki sabah, sabahın köründe (4 civarı) kalkıp balon izlemeye gittik.

Gerçekten büyüleyici bir şey.. Masal gibi bir diyar.. Sabahın sessizliği ve dinginliği öyle güzel ki..

Kapadokya

Yalnız ikinci sabah hava sakin olmasına rağmen balonlar kalkmadı ve biz saatlerce bekleyip erken kalktığımız ile kaldık.

Ama caz eşliğinde Erciyes üzerinden doğan güneşi izlemek ve şahane bir manzaraya karşı kahvaltı etmek harikaydı.

Güzel Atlar Ülkesi’ne Veda

Kapadokya’dan ayrılmak kolay değil. Aklınızda hep göremediğiniz veya gidip daha fazla vakit geçirmem gerek dediğiniz yerler kalıyor.

Ben ne kadar çok gidersem gideyim bıkmayacağım bir bölge burası.

Çünkü içimde Aydın’dan da, Nihal’den de, Vera’dan ve Pavel Andreyiç’ten de bir şeyler taşıyorum. Hem uzaklara kaçıp gitmek, hem de kalıp doyasıya aynılıklar içinde yaşamak istiyorum.

Nihal gibi bakışlarımı bir pencereye dayayıp hayatı sorgulamayı, Aydın gibi kendi içimde komik ve keyifli entelektüel savaşlar vermeyi seviyorum. Düşüncelerimi ve hayallerimi bir balona yükleyip istediğim zaman istediğim kadar yükseğe çıkabiliyorum. Hem de tek derdim güzel atlar ülkesinin insanları gibi kötülüğe karşı koymak!

Antov Çehov, İyi İnsanlar‘da diyor ki;

Bir kenti tepeden görmek için balona binip havalansan ister istemez kırları, ağaçları, ırmakları da görürsün.

Biliyor musun, Volodya, öyle sanıyorum ki, siz düşünen insanlar kendinizi daha büyük sorunların çözümüne adasaydınız şimdi üzerinde didinip durduğun şu ıvır zıvır şeyler kendiliğinden, ikincil çalışmalarla çözülüverirdi. 

Bana öyle geliyor ki, çağımızın düşüncesi aynı noktaya çakılıp kalmış, bir adım ilerlemiyor. Şimdiki düşünce tarzımız ön yargılara dayanıyor, o yüzden uyuşuktur, korkaktır, tutucudur. 

Seninle ben yüksek dağlara tırmanmaktan nasıl korkuyorsak, düşünürlerimiz de geniş, dev adımlarla atılım yapmaktan çekiniyor.

…….

Kapadokya’ya bir de kar yağarken gelmeliyim. Ve bir dahaki gidişimde o balona binmeliyim!

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Gezgin Martı

Tayland’ta Cennet Bir Köşe: Krabi

Tayland’ın batısında, Krabi Nehri ağzında kurulan Krabi şehri, aynı isimli eyaletin başkenti...
Devamını Oku

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir