İstanbul’dan Roger Waters Geçti

Hepimiz Duvardaki Bir Tuğlayız Dostum

IMG_8558
Roger Waters İstanbul konseri

 

Eğer dünya müzikle dönen bir gezegen olsaydı, tanrınız kim olurdu?

Bana bu yılki Babylon Soundgarden Festivali‘ne bedava bilet kazandıran soruydu bu.

Soru hangi gruba soruldu, ne yanıt alındı hiçbir fikrim yok ama benim bu soruya cevabım ilk kez Wish You Were Here‘ı dinlediğim günden, yani çok uzun yıllardan beri aynı: Pink Floyd.

Bir varmış bir yokmuş. Vakti zamanında İngiltere’de Roger Waters isimli bir adam yaşarmış. 1960ların sonuymuş. Roger Waters, arkadaşlarıyla kurduğu Sigma 6 isimli gruptan istediği verimliliği alamayınca grubu dağıtıp Syd Barret isimli okul arkadaşını da yanına alarak bir başka grup kurmuş. Grup, ismi üzerinde düşünedururken Syd ortaya bir fikir atmış; iki caz gitaristi olan Pink Anderson ve Floyd Council’in isimlerini birleştirelim demiş. Daha sonra psikolojik sorunlar yaşayan ve gruptan ayrılan Syd’in Shine On’un kaydı sırasında stüdyoya geldiği ama grup elemanlarının onu bir süreliğine tanımadığı ve sonra onun haline üzülüp ağladıkları rivayet edilir ki aşk şarkısı deyip duyguların şahına eriştiğimiz Wish You Were Here da Syd Barrett için yazılmış bir unutulmuş birer birer eski dostlar eski dostlar şarkısıdır. Syd’in yerine David Gilmour gelir. And the rest is history.

Pink Floyd ben doğduğumda çoktan dağılmıştı. Ama 4 Ağustos 2013 Pazar günü Rober Waters İstanbul The Wall konseri için İTÜ Stadyumu’nu dolduran kalabalıkta benle yaşıt, hatta benden küçük öyle çok insan vardı ki.. İşte klasik olmak, zamansız, ölümsüz olmak böyle bir şey…

IMG_8564

Roger Waters Türkiye’de konser vermek için daha uygun bir zaman seçemezdi. Gezi Parkı olayları ve ülkenin siyasi koşulları sebebiyle zaten kanı kaynamakta olan insanların The Wall gibi protest bir konser karşısında ne yapacağını, ne hissedeceğini kestirmek çok da zor değildi. Biz de konsere yoğun hislerle ve beklentilerle gittik. Sahada, yukarıda vinç ile asılı duran bir uçak, dev sahnede örülmeye çalışılan bir duvar vardı.

IMG_8509

Roger Waters’ın The Wall Projesi

Roger Waters sahneye çıkana dek bazen yere oturup muhabbet ettik, bazen de hep bir ağızdan slogan attık, bazen de şarkı söyledik. Hele John Lennon’ın Imagine‘ı çaldığında binlerce kişinin şarkıya eşlik etmesi yok muydu.. Konserin tüyleri diken diken edeceğinin ilk kanıtıydı resmen.

Roger Waters, The Wall projesini aslında ilk kez 1990’da, Berlin’de, Berlin Duvarı’nın yıkılmasından sekiz ay sonra gerçekleştirmiş. Pink Floy’un The Wall albümündeki tüm parçaların sırasıyla canlı çalındığı konser elbette ki tarihi bir an olmuş. 2010 yılında daha gelişmiş bir proje ile Roger Waters dünyayı turlama kararı almış (çok şükür) ki biz de bu durumdan üç yıl sonra nasiplenebilecek kadar şanslı olduk.

Konser Outside The Wall, In The Flesh ve The Thin Ice ile başladı ve göz açıp kapayıncaya dek Another Brick in the Wall‘a geldik.

O heyecanı, insanların coşkusunu anlatmak zor.. Binlerce kişi çılgınlar gibi We don’t need no education diye bağırıyor, (Ben öğretmenim ama çaktırmayın, sistemi içeriden yıkmak için burdayım, hehe) sahneye uçak düşüyor, duvara çarpıyor, duvar birden ekran oluyor, ekranda dünyanın her bir yanından çok tanıdık görüntüler, müthiş bir müzik, müthiş bir ses sistemi, tepemizde uçan dev robotlar, yaratıklar…

Tam biraz kendimize gelip, o neydi öyle yahu sendromundan çıkıp nefeslenelim diyorduk ki Roger abimiz Türkçe konuşmaya başladı. Bize teşekkür etti. Burda olmaktan çok mutluyum dedi. Eyvallah dedik, alkışladık.

IMG_8591

Sonra duvara Ethem Sarısülük, Ali İsmail Korkmaz, Mehmet Ayvalıtaş ve Abdüllah Cömert fotoğrafları yansıdı ve Roger abimiz #occupygezi hakkında konuşmaya başladı, hala Türkçe’de ısrar ederek. O an koptuk. Alkış kıyamet, sloganlar.. Harikaydı.

Mother, Goodbye Blue Sky, Hey You, Comfortably Numb, Is There Anybody Out There, Run Like Hell, Nobody Home, Vera, Young Lust…

Şarkılar albüm sırasıyla çalındı ki Pink Floyd’un albümlerinin güzelliği de orada zaten, sanki hepsi tek bir şarkı, hepsi birbiri ile bağlantılı.

Roger Waters İstanbul The Wall – Duvara Yansıyanlar

Şarkılar bomba gibi üstümüze bütün şiddetiyle gelirken bir yandan da sahnedeki duvar örülmekteydi. İlk yarının sonuna, ara zamanına geldiğimizde 110 metrelik beyaz duvar tüm sahneyi kaplayacak şekilde örülmüştü bile.

Konser sırasında tuğlaların sahneye gelip gitmesi, duvar örülürken gitaristlerin kıyıdan köşeden çıkması ya da hiç görünmemesi de ilginçti.

Arada duvara yansıyan pek çok resim vardı. Roger Waters’ın savaşta ölen babasının fotoğrafı ve kısa yaşam öyküsünün önderliğinde Hrant Dink, Ali İsmail Korkmaz ve tartışılan Adnan Menderes’i de duvarda gördük.

IMG_8540

Comfortably Numb benim için çok etkileyiciydi. Hey You çalarken ise (ikinci yarının ilk şarkısı) sanırım stad ahalisi olarak Nirvana’ya ulaştık. Bir şarkı bu kadar mı uyar memleketin durumuna?

Don’t give in without a fight
Together we stand, divided we fall

Bir noktada jiletim nerede diyesim geldi yani, o kadar. :p

Albümü öylesine ezbere biliyoruz ve seviyoruz ki, şarkıların başındaki sesleri bile heyecanla alkışladık. Minik bir kız çocuğu Look mummy, there is an aeroplane in the sky diye stadı inlettiğinde hepimiz Goodbye Blue Sky’ın çalmaya başlayacağını biliyorduk mesela. 40 yıl önce kaydı yapılan bu minik sesin sahibi acaba şimdi nerede, yaşıyor mu, dünyanın her köşesinde dinlendiğini biliyor mu? Efsane olmak böyle bir şey olmalı.

Konser boyunca üzerimizden garip yaratıklar uçtu durdu. Bir ara devasa bir domuz balonu uçuyordu!

Ses sistemi öyle iyiydi ki bir ara stadı gerçekten helikopterlerin bastığını düşündüm.

Maalesef her şey gibi The Wall’un da sonu geldi. Son performansta duvar yıkıldı. Tüm ekip sahneye çıktı, bir şarkı daha söyledi, duvarda yine resimler, yine renkler, sesler, yazılar.. Ve bitti.

Konser çıkışı binlerce insanı küçücük bir kapıdan çıkmaya zorlayan İTÜ Stadyumu bizi öyle yordu ki…

Bir ara tepeleri falan tırmanıyorduk, hatırlıyorum, herkesin ayakları sızlıyor, beli ağrıyor, hava acayip sıcak ve nemli. Binlerce insan metroya yönlenmiş akan trafiğin içinden yolun karşısına geçmeye çalışıyor..Biz can havliyle metroya ulaşmaya çalışırken yurdum insanı aramıza girerek köfte ekmek, mısır, su satmaya çalışıyor. Bir grup slogan atıyor…

Acayip bir ortamdı. Bir ara, metro girişinde (çook uzun bir süre) kalabalık içinde sıcakta erirken arkadan Akbil basma, turnikeden atla diye bir slogan geldi ki çok güldük.

Sonunda, gecenin bir yarısı eve ulaştığımda zihnimde Comfortably Numb çalıyordu. Zihnimde efsanevi melodilerle uyudum.

Evet, orada olmak vardı.

Roger Waters Türkiye’ye geldiğinde konser öncesi Hürriyet’e röportaj vermiş ve orada yazdığı yeni bir şarkıdan bahsetmiş, hatta şarkının sözlerini de yazmışlar. Şarkının adı “Eğer Tanrı Olsaydım“.

E zaten öylesin be abi!

Ve biz, hayal kurmaktan vazgeçmeyen bir grup çiçek çocuk, seni yeniden bu topraklarda görmek isteriz.

 

Gezgin Martı

Dünyanın Bütün Kitapçıları, Birleşin!

Çok Okuyan mı Çok Gezen mi? Hani şu ünlü çok okuyan çok...
Devamını Oku

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir