Işıkların Sönmediği Şehir Paris – Giriş

IMG_0817

Marsilya Garı. On yedi Temmuz. Öğleden sonra.

Beni Paris’e götürecek olan hızlı trenin perona gelmesini bekliyorum. Bu arada da tavuklu böreğe benzeyen garip bir şey yiyip acı bir fransız kahvesi yudumluyorum. Bir garibim çünkü sekiz gündür birlikte yolculuk yaptığım arkadaşlarımdan yeni ayrılmışım. Kendimi yalnız hissediyorum ve hava soğuk Fransa’da, üşüyorum. Yine de heyecanlıyım. Paris’e gideceğim çünkü, ömrümde ilk kez.

IMG_0203

Interrail biletime yalnızca 3 Euro ek ücret ödeyerek bindiğim trenin beni Fransa!nın en güneyinden ortasına üç saat gibi kısa bir sürede taşıyıvermesine şaşırıp kalmıştım! Yolculuk o kadar kısa sürmüştü ki günlüğüme bile yazamamıştım. Önceki günlerin yorgunluğu uyuklamama sebep olmuştu yol boyunca. Paris’te adım attığım ilk yer Gare de Lyon oldu. Büyük, süslü, eski bir istasyon.. Serin bir Paris günü.. Canım hiçbir şey yapmak istememişti birden. Evinde kalacağım arkadaşım Rozenn ile buluşmaktan ve dinlenmekten başka! Rozenn’i daha önce hiç görmemiştim, tanımıyordum, sesini bile duymamıştım! Yeryüzündeki büyük çoğunluğun “asla yapamam” dediği şeyi yapıyordum ilk Paris günümde; Couchsurfing!

IMG_0821

Rozenn, Paris’te yaşayan ve çalışan 24 yaşına sevimli bir kızdı. CS profili boştu, ne arkadaşı ne de referansı vardı. Fotoğrafları bile yalnızca 2-3 taneydi ve onlarda da kendisi net görünmüyordu. Yine de bana “Evet, ben de kalabilirsin” diyen tek Parisienne idi temmuzda.

Villiers diye bir semtteyim. Kalacağım ev buralardaymış. Rozenn, Gare de Lyon’dan 14. hat metrosuna bin dedi – şehir, örümcek ağı gibi ilerliyor derinlerde, tam 14 metro hattı, 300 küsür metro istasyonu varmış, karışık tabi! -, oradan St. Lazare’da in, sonra da 3.hatta geçip Villiers’te in, oradan da 1.çıkışa gel deyiverdi! Ve geldim :)” Günlük, 17 temmuz 2007

Villiers’e giderken genç bir çift bana yardımcı oldu. Onlar da oraya gidiyorlarmış ama metroda hiç konuşmadılar benle. İtalya’da değildim artık. İnsanlar daha mesafeli, daha soğuk, daha az yardımseverdiler, yavaş yavaş anlıyordum.

Villiers’te metro durağının hemen karşısında gördüğüm bir cafe & patisserie’ye atıverdim kendimi: Cafe Monceau. Kahvemi yudumlarken günlük yazdım. Paris’teydim. Temmuzun ortasında üşüyordum. Yoldan bisikletli insanlar geçiyordu. Cafe’de herkes harıl harıl Fransızca bir şeyler anlatıyordu birbirine. Güneş bulutların arkasına gizlenmiş, arada çıkmaya uğraşırken garip renkler oluşturuyordu gökyüzünde. Hayat, hızlı bir şekilde devame diyordu Paris’te ama telaşsız, heyecansız ve temiz.. ve ben bilmediğim bir nedenle hüzünleniyordum!

IMG_0860

Rozenn ile 18:30’da buluştuk. İngilizcesi mükemmeldi. Biraz çekingen ama oldukça arkadaş canlısı ve misafirperver bir insan olduğunu hissettirdi bana hemen. Geofroy Didelon aralığında solda, mavi kapılı, stüdyo tipi bir dairede yaşıyormuş, yalnız. CS’den ağırlayacağı ilk misafiri bendim, buna rağmen bana evinin anahtarlarını verdi, istediğim zaman, o çalışıyorken de eve rahatça girip çıkabileyim diye. Ranzasının alt katında ben yattım. Kırmızı yastıklar ve çarşafalr içinde uyudum. Gece lambası bile rengarenkti. Fotoğrafçı olmasından kaynaklanan sebeplerden ötürü Rozenn evde parlak ışık yakmamayı seçmişti, florasan ışıklar bile yoktu odasında. Fotoğraf çekerken de flaş kullanmıyordu. Yatağının hemen karşısında minik bir pencere vardı, panjurlu. Karşıda ise bir hotel ve restoran. Bu yüzden sabah akşam mahalleden ses eksik olmadı kaldığım üç gün boyunca. O sarhoş turistlerin haykırışları, çatal kaşık sesleri bana Sultanahmet’te kaldığım, ilk İstanbul anılarını edindiğim bir hotel karşısındaki o garip yurdu anımsattı.

O gece Rozenn ile muhabbet ettik, müzik dinledik, markete gidip bir şeyler aldık ve kek yaptık. Çok lezzetli, değişik bir kek ve yanında karamelli yoğurt ve marul yedik, üstüne de çay içtik. (Garip Fransız yemek kültürünün ilk işareti) Ve ben günler sonra duş aldım (büyük saadet). İlerleyen saatlerde çok rahat bir yatakta çok rahat bir uykuya teslim ettim kendimi.

Paris’te, tanımadığım bir insanın evindeydim. Her şey çok farklı ve yabancıydı ve ben çok mutluydum.

Etiketler
, ,
Gezgin Martı

Ölmeden Önce Yapılacak Şeyler

The Ultimate Bucket List 💚 Hayat kısa. Kuşlar uçuyor. Bu liste sürekli kendini...
Devamını Oku

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir