Işıkların Sönmediği Şehir Paris – Gelişme

IMG_0887

18 Temmuz sabahı kalkıp biraz heyecanla kendimi sokaklara attığımda birden farkettim ki Paris’te kendimi hiç yabancı gibi hissetmiyordum! Sanki dilini, insanlarını, sokaklarını, yaşam tarzını bildiğim, benimsediğim bir metropoldeydim. O kadar rahat ve güvende hissediyordum ki kendimi sanki yıllardır oradaydım! Geldiğim gün bir haftalık metro bileti almıştım istasyondan,onu kullanarak her yere hızlıca gidebilecekken yürümeyi tercih ettim ve haritada Rozenn’in işaretlediği yerleri bulmaya adadım kendimi.

IMG_0836

İlk durak Montmarte tepesi ve Sacre Coeur‘dü. Montmarte’a gitmek hiç de zor değildi çünkü sokağın başından ünlü Basilica zaten görünüyordu, bembeyaz, bütün ihtişamıyla oradaydı ve o yolu takip etmem yetecekti. Ben de öyle yaptım. Etrafı, insanları seyrede seyrede, bir zamanlar şehrin sokaklarının düpedüz ahşap parke ile döşenmiş olduğu gerçeğini ve nasıl olurunu düşüne düşüne arşınlarken kaldırımları birden Sacre Coeur kayboluverdi! Nasıl oldu bilmiyorum, hiç yolumdan sapmamıştım ama göğe uzanan yapı ansızın kaybolvermişti! Ne yapıp edip, sora sora buldum sonunda ve şehrin en yüksek noktası olan Montmarte tepesine giden o ünlü merdivenleri çıkarak İsa’nın kutsal kalbine adanmış basilikaya ulaştım. Yukarıda manzara müthişti! Paris ayaklarımın altındaydı ve ben ona tepeden bakıyordum. O güzelim Amelie filmi Montmarte sokaklarında, bu tepede çekilmişti ve ben buraya o sokaklardan, Amelie’nin çaılştığı o cafe’den geçerek gelmiştim! Zamanında Dali, Monet, Picasso, Van Gogh gibi dehalar buralardaki stüdyolarında çalışmışlardı. Nedensiz gülümsemek için pek çok sebebim olmuştu!

IMG_0948

Basilikaya girip dolaştım, büyüleyiciydi,oldukça kalabalıktı, mum yakıp dilek diledim. Geldiğim yoldan aşağıya yürürken karşıma bir mezarlık çıktı: Montmarte Cemetary. Şehrin içindeki mezarlıklara zaten hayranlık duyan Ozlem’e ilaç gibi geldi o heykeller, kabartmalar, yazılar.. Mezarlık değil bir açıkhava müzesiydi sanki gezdiğim şey veEmile Zola, Aleandre Dumas gibi ünlü yazarların mezarlarını gördükçe şok oluyordum! Neyse ki çabuk geldim kendime ve yaşayanların arasına dönmeye karar vererek çıktım oradan. Şimdi daha heyecanlı bir şey beni bekiyordu; Eiffel Kulesi’ni görmeye gidecektim!

IMG_1002

Metrodan Charles de Gaulle Etolle durağında indiğimde karşımda resimlerini hep gördüğüm zafer anıtı Arc de Triopmhe duruyordu ve ona uzanan ünlü yolChamps Elyseés; New York’tan sonraki en pahalı mağazaların bulunduğu ve gece ışıklarıyla ölümsüzleştirilen iki kilometrelik cadde…

Oradan Eiffel Kulesi’e doğru yürürken yolda bir çift bana Champs Elyseés’ye nasıl gidebileceklerini sordular ve ben de bildiğim tek Fransızca yol tarifi ile anlatmaya uğraştım nasıl gideceklerini! Artık kesinlikle yabancı değildim şehirde, kimse beni turist olarak görmüyordu, evet Paris’e yerleşebilirdim! 🙂

Sonra birden, köşeyi dönünce karşıma çıktı Eiffel. Hala nedenini bilmiyorum ama şehrin en yüksek yapısı olan bu çelik yığınını görünce içimi birden büyük bir mutluluk kapladı. Hemen ona ulaşmak, yakınına gitmek istedim. Tahmin edeceğiniz gibi çok kalabalıktı, her milletten insan kulenin tepesine giden trene binmek için kuyruktaydı. O kuyruk üç gün boyunca hiç azalmadı, ben de hiç girip beklemedim. Eiffel’i görmek, yanında, altında durmak, fotoğraflarını çekmek, onu uzaktan seyretmek, çimlere oturmak, uzanmak okadar keyifliydi ki yukarısına çıkmak gibi bir telaşa kapılamadım.

Couchsurfing Paris Rendez-Vous 2007

img_l_1181026

Çok şanslı bir insanım. Bunu biliyorum. Paris’e gittiğim hafta meğer CS Paris buluşma haftasıymış. Gruba attığım “Merhaba, ben Paris’e yeni geldim, yalnızım, benle şehri dolaşmak, arkadaşlık etmek isteyen olursa işte numaram..” mesajına 55 yaşında, kızıl-uzun saçlı deli bir Alman fotoğrafçıdan yanıt geldi. İsmi Jana imiş. O gece Seine nehri kıyısında CS Salsa partisi yapılacakmış, ben de katılaymışım! Elbette katıldım! Dans etmedim ama edenleri izledim, bir çok insanla tanıştım. Pek çok fransız couchsurfer(sokakta, garda, metrodaki “halk” tan çok farklı olan, yani gülümseyen, iletişim kuran, yardımsever ve ingilizce konuşan Fransızlardı bunlar), Brezilyalı, İsveçli, Alman, Amerikalı, Faslı üyeler.. Onlara kendimi, gezimi anlatmak harikaydı. Hepsi çok sıcakkanlıydı. Tek başına yola çıkmama ve kısa zamanda pek çok yer görmüş olmama şaşırıp kaldılar önce, sonra takdir ettiler, cesur olduğumu söylediler. Fred (Paris grubunun ve aktivitelerin organizatörlerinden biri) elime bir broşür tutuşturdu. Haftalık CS programı, sadece o haftaya özgü.. Salsa Partisinin ertesi gecesinde Coolin adlı bir barda buluşma, sonra Karaoke gecesi, piknik, Amelie filminin çekildiği mekanları dolaşma, treasure hunting, Free Hugs günü.. Broşürü kenara koyup yaşadığımın farkına varabilmek adına derin bir nefes aldım; Paris’e, ışıklar şehrine gelirken yapayalnızdım, şimdiyse yanımda bir sürü insan ve yapacak pek çok şey vardı!

Etiketler
, ,
Gezgin Martı

Erasmus+ Curious Bright Silence, Trakai – Litvanya 2017

One Love, One Heart Ansızın kendimi bir Erasmus projesi içinde buluverdiğimde Litvanya’da...
Devamını Oku

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir