CEHENNEM DURAKLARI

Dan Brown İzinde Floransa, Venedik ve İstanbul

Dan-Brown-Inferno-book-co-009

Dan Brown diye bir yazarın varlığından haberdar olduğumda henüz bir üniversite öğrencisiydim. Sağda solda gördüğüm ve merak ettiğim Da Vinci Şifresi’ni bir arkadaşımdan edinmiş, okumaya başlamış ve o kocaman kitabı yutarcasına bir günde, soluk almadan okumuştum.

Nihayetinde Robert Langdon, kitabın esas adamı, Harvard Üniversitesi’nde çalışan bir dini ikonoloji ve semboloji profesörüydü. New Hampshirelı, İkizler burcu Robert amcanın muazzam tarih, coğrafya, ezoterizm ve sanat bilgisi insanı delirtir cinstendi. Dolayısıyla sembollere ve antik uygarlıklara düşkün olan Martı bir kez daha bir roman kahramanına aşık oluverdi.

Botticelli tarafından yapılan "Cehennemin Haritası"
Botticelli  “Cehennemin Haritası”

Robert Langdon’ı beyaz perdede görmeye gittiğimde elbette beklentim yüksek değildi. Bir kitap kurdu olarak sevdiğim kitapların sinemaya kötü şekilde uyarlanmasına, senaryolarının, hatta karakterlerinin değiştirilmesine ve hayal kırıklığı yaşatmalarına aşinayım. (İstisnalar: Fight Club ve Yüzüklerin Efendisi) Yine de Dan Brown uyarlamalarını sevdiğimi kabul etmem gerek ve Tom Hanks de fena iş çıkarmıyor hani!

Da Vinci Şifresi ve Melekler ve Şeytanlar’dan sonra Tom Hanks yine beyaz perdede simge bilim profesörü havaları atıyor: Bu kez Dan Brown’ın 2013 yılında kaleme aldığı Inferno (Cehennem) ile.

Bella Firenze*

Cehennem, Robert Langdon’ın bir hastane odasında, başında bir ağrı ve son bir kaç güne dair hiçbir şey hatırlamıyor olmasıyla başlıyor. Hastane odasından dışarıya baktığında muazzam bir yapı görüyor. Dan Brown o anı şöyle tanımlıyor kitapta: “Başı ağrıdan patlayacakmış gibi olan Langdon yatağında doğruldu. Zonklamayla mücadele ederken bakışlarını kuleye çevirdi. Bu Ortaçağ yapısını iyi tanıyordu. Dünyada başka eşi yoktu.”

Bahsettiği yapı Palazzo Vechhio ve profesörün bulunduğu şehirse güzeller güzeli Floransa.

Robert Langdon’ın aksine ben, hayatımda ilk kez Palazzo Vechhio’yu gördüğümde gayet sağlıklıydım, yalnız Piazza della Signoria meydanına tepeden bakan bu yapıyı incelemek için başımı yukarı kaldırdığımda kulenin ve sarayın ihtişamından mıdır, sıcak 2007 yazından ya da Firenze’nin insanı sersem eden güzelliğinden midir bilinmez, hafif başımın döndüğünü itiraf etmem gerek.

Dante heykeli - Floransa
Dante heykeli – Floransa

Vecchio Sarayı‘nı dev bir satranç taşına benzetir yazar. “Kare şeklindeki hisarının merkezinden yükselerek ufuk çizgisinde belirgin bir profil oluşturan binanın alışılmadık tek kulesi, Floransa’nın eşsiz bir sembolü haline gelmiştir.” diye not düşürtür kahramanına.

Dan Brown Cehennem‘de okurlara sadece sürükleyici, heyecanlı ve keyifli bir hikaye sunmakla kalmıyor, aynı zamanda muhteşem de bir gezi rotası çiziyor. Floransa’da Dante’nin yapıtlarının ve hayatının izini sürerek gizemli bir olayın sırrını çözmeye çalışırken şehrin en güzel noktalarını da birer birer geziyoruz.

San Lorenzo Bazilikası, Duomo, Brunelleschi Kubbesi (Brunelleschi’s Dome), Santa Croce Bazilikası, Medici Şapeli, Santa Maria Novella Kilisesi, The Accademia Gallery (Ünlü Davud heykelinin bulunduğu müze), Palazzo Strozzi, Porta Romana kapısı ve Pistoletto Heykeli, güzelim Vecchio Köprüsü, Boboli Bahçeleri, Pitti Sarayı, Obelisk, Giotto’nun Çan Kulesi, Uffizi Galerisi..

“Kuşku insana keyif veriyor, tıpkı bilgi gibi”  Dante

Floransa kelimenin tam anlamıyla bir açık hava müzesi. Havasında bir sanat kokusu var. Toskana yöresinin baş kenti olan bu küçücük-lakin-içi-dolu-fıçıcık şehir aynı zamanda Rönesans’ın da doğduğu yer.

Şehrin tarihi merkezi Unesco’nun Dünya Kültürel Mirasları listesinde.

Floransa’ya ben sabahın altısında, Roma’dan hareket eden bir trene atlayarak gelmiştim. Michelangelo, Botticelli, Gietto, Brunelleschi gibi dahi mimarların eserleriyle süslenmiş şehirde yalnızca bir gün geçirdim ve elbette ki tadı damağımda kaldı.

firenze
Floransa (Firenze), Vecchio Köprüsü, 2007

Şehrin sembolü Vecchio Köprüsü‘nün enteresan bir hikayesi var.

1216 yılında Buondelmonte de’Buondelmonti isminde genç bir soylu ailesinin kendisi için ayarladığı evliliği reddeder ve bu sebeple öldürülür. Gencin ölümü uzun zaman boyunca Floransa’nın en kanlı cinayeti olarak anılır ve politik bir sürtüşmeyi tetikler. Bu siyasi çatışma sonunda dönemin yazarlarından Dante’nin Floransa’dan sürülmesine sebep olur. Dante, Dan Brown’ın Cehennem’ini dayandırdığı İlahi Komedya isimli eserinde bu olayı anlatarak ölümsüzleştirir. “Ah Buondelmonte ah! Başkasının sözüne uyup onunla evlenmekten kaçınmakla çok fena ettin!”

Cehennemin en sıcak yeri, ahlaki kriz zamanlarında tarafsız kalanlara ayrılmıştır.” Dante, İlahi Komedya

Ölüm maskeleri hazırlanırken
Ölüm maskeleri hazırlanırken

Cehennem’de okuru cezbeden pek çok gizem ve eski garip geleneklerin anlatımı var. Bu garipliklerden biri de 1500lü yıllarda yaygın olarak kullanılan ölüm maskeleri. Buna göre insanların öldükten sonra sıcağı sıcağına yüzüne alçı dökülür ve son ifadelerinin bir maskesi çıkarılırmış.

Dante Alighieri'nin maskesi
Dante Alighieri’nin maskesi

Zihnindeki Cehennem’i en ince ve ürkütücü ayrıntılarıyla tüm dünyaya ifşa eden garip adam Dante Alighieri‘nin ölüm maskesi Palazzo Vecchio’nun ikinci katında, koridorda ziyaretimizi bekliyor yüz yıllardır. Maskenin orijinalliği konusunda bir takım spekülasyonlar var, yine de kitabı okuduktan sonra yolu Floransa’ya düşecek olanların bir Merhaba’sını hak ediyor bence.

Floransa’dan Venedik’e 

Floransa’dan Venedik‘e geçerken ben de Robert Langdon gibi tren kullanmıştım. Yalnız benim yolculuğum onunki gibi planlı olmamıştı. 14 Temmuz 2007 gece yarısına yakın bir zamanda, interrail sırasında trende tanışıp birlikte yolculuk yaptığım, benle Floransa’ya gelmeyip de Milano’ya giden arkadaşlarımı aramış, nerede buluşalım diye sormuştum. Yanımda Roma’da bir internet cafede tanıştığım başka bir arkadaşım vardı. (Ah, interrail!) İki taraf da haritalarımızı açtık ve nereye gitsek nereye gitsek derken Haydi Venedik’te buluşalım o zaman gibi fantastik bir cümle sarf ettik ve ben kendimi Venedik’e giden trende buluverdim böylece!

ven
Venedik sokakları, 2013

Gece yarısında sonra, 15 Temmuz’da, ömrümün ilk Venedik akşamını yaşamak üzere trenden inip de Rialto Köprüsü‘nü gördüğüm o zamanı asla unutmayacağım.

Rialto Köprüsü, Venedik
Rialto Köprüsü, Venedik, 2008

Venedik ışıklar ve sular içinde parlıyordu. Benim 24. doğum günümdü. Ve o anda Venedik tam da Edgar Allen Poe’nun hikayelerinde anlattığı gibiydi; gizemli, garip, güzel ve ürpertici.

Venedik
Venedik

Venedik’e daha sonra iki kez daha gittim. Çok ilginç bir şekilde, her seferinde şehirde tren istasyonunda, Rialto Köprüsü’nü seyrederek sabahladım. Venedik’te tam üç kez güneşin doğuşunu izledim!

San Marco Meydanı‘ndaki, İstanbul’un yıkılan sarayından alınarak getirilmiş sütunlara selam götürdüm. Daracık sokaklarında gecenin köründe şarkılar söyleyerek dolaştım.

Dükler Sarayı’na bakıp hayran kaldım.

İçinde kayboldum. Pizzasını yedim. Vaparettolarına kaçak bindim. Publarında biramı yudumladım. Bir İtalyan yarı sarhoş adam bir U2 şarkısıyla seranat yaptı bana, gülümsedim.

Son gittiğimde (2013) ilk kez interrail yapmak için yola çıkan İsveçli gençlerle tanıştım, onlara yol hikayelerimi ve ilk interrailimi anlattım. İç sesim devreye girip beni hem gururlandırdı hem de fena hüzünlendirdi: “Martı! Bir zamanlar Floransa’dan kalkıp bir gece yarısı doğum gününde buraya gelmiştin, şimdi İskandinav gençlerine tavsiyeler veriyorsun!”

Bir Kitap Üç Şehir

Robert Landon’ın son Cehennem durağı İstanbul. 

IMG_0337
Istanbul, Aya Sofya

Gizemleri ve antik hikayeleriyle eski İstanbul hüzünlü bir şehir, dolayısıyla oldukça yerinde bir son durak.

IMG_0326
  Aya Sofya’nın kutsal ışıkları

 

Okurken Aya Sofya‘nın ve Yerebatan Sarnıcı‘nın gizemi içinde yeniden kayboldum ve zamanında İstanbul’un bu atmosferini yaşadığım için şükrettim.

Yerebatan Sarnıcı, 1940lı yıllar
Yerebatan Sarnıcı, 1940lı yıllar

Kim bilir, belki benim Roma’dan Floransa’ya, Floransa’dan Venedik’e olan enteresan yolculuklarımı başka okurlar da İstanbul’a doğru yapmışlardır. Belki benim Venedik’te hiç uyuyamamam gibi İstanbul’a defalarca gelip de hiç uyuyamayanlar vardır başka memleketlerde. Benim İtalya’ya düşkün olduğum kadar onlar da Türkiye’yi seviyorlardır belki. Hepimiz aynı dünyanın garip şahsiyetleriyiz neticede.

Dante’nin 650 yıl önce tanımladığı gibi hayat ilahi bir komedyadan başka bir şey değil bence.

Ve Cehennem Durakları yer kürenin altında değil, her anlamda, tam da üzerinde!

 

*Güzel Floransa

 

 

 

Gezgin Martı

Işıkların Sönmediği Şehir Paris – Giriş

Marsilya Garı. On yedi Temmuz. Öğleden sonra. Beni Paris’e götürecek olan hızlı...
Devamını Oku

5 Yorum

  • Nefis bir yazı olmuş ! Yeni bir yolculuk için evden cikimaya hazırlanırken ortam başka olsa da yeniden üç şehri dolaşmanın keyfini yaşayıp, yeniden tarihe yolculuk yapıp bir de üstüne yeniden kitabı okudum ya süpersin Özlem . 😊 Kalemine , yüreğine sağlık ! 😊

    • Yeniden kitabı mı okudun? İlahi! 🙂 Teşekkürler Serapçım. Beraber de gidelim yeniden oralara, ne dersin?

  • Gezgin Martı, yani Özlem Hanım yazınızı çok sevdim. Bir çırpıda okudum. Ben de İtalya’nın hayranıyım. Italyaya ilk 1966 yılında yalnız gitmiş, trende tanıştığım Amerikalı bir öğrenci ile gezmiş, oradan Roma ve Milano’ya gitmiştik. Ben daha sonra İtalya’ya 3 kere daha gittim. Venedik, Verona’ya gittim. Leyla Gencer’i de orada Verdi’nin Aida’sında izlemiştim. Bu seyahat yazınızla benim anılarım depreşti. Italyada Kuzeye gitmedim inşallah orayada gidebilirim. Sevgiyle, bol bol gezin.

    • Harika anılar! Güzel sözleriniz için teşekkürler! Siz de öyle, bol bol, güzel gezilerle geçsin ömür.. 🙂

  • Çok sevindim, ne güzel! 🙂 Roma olmadan olmaz, non basta una vita! Ben olsam ilk gidişimde Bologna’da takılmaz, Roma-Floransa ekseninde dolaşırdım. 1 hafta ancak bu iki şehre yeter.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir