Bisikletle Dünyayı Dolaşan Juliana Buhring’in Sıradışı Hikayesi

Juliana Buhring: Rüzgara Karşı Bir Hayat

İlk kez bisiklete ne zaman bindiniz? Kaç yaşında ve neredeydiniz?

Eğer benim gibi sıradan bir çocukluk geçirdiyseniz muhtemelen evinizin bahçesinde veya parkta, ilk kez üç tekerlekli bir bisiklete binerek bu deneyimi yaşadınız. Sonrasında çocuk ve nihayetinde yetişkin bisikleti.. Düşe kalka, bisiklet kullanmayı bir şekilde öğrendiniz.

Juliana Buhring, bisiklete ilk kez 2011 yılında, 30 yaşındayken binmiş.

Juliana Buhring Rüzgara Karşı

Bisiklete bindiği ilk günden tam sekiz ay sonra da dünya turuna çıkmış!

Hem de sponsorsuz; sağdan soldan, eşten dosttan gelen bağışlarla ve Pegasus ismini verdiği, çok da pahalı olmayan bisikletiyle..

Bugün Buhring ile aynı anda kullanılan cümle şu: Dünyanın çevresini bisikletle en kısa sürede dolaşan ve Guiness dünya rekortmeni olan sıradışı kadının hikayesi.

Garaj Kitap’tan çıkan, Rüzgara Karşı isimli anı kitabında Buhring bisikletle dünyayı dolaşmaya nasıl karar verdiğini, bunun için neler yaptığını ve yolculukta hangi ülkelerde başına neler geldiğini, ne tür insanlarla karşılaştığını anlatıyor. Fakat bu kitap yalnızca bir anı kitabı değil, aynı zamanda harika bir yol hikayesi ve bütün yol hikayeleri gibi de insanın iç dünyasını derinlemesine inceleten, aynı zamanda bir ruhsal gelişim kitabı.

Sıfırdan başlamanın ne demek olduğunu çok az insan bilir

Buhring’in hayatı hiç de kolay bir hayat değil. Annesi ve babası Tanrının Çocukları (Children of God) isimli bir tarikat mensubu olan Juliana’nın çocukluğu otuzdan farklı ülkede, beyin yıkanmasına ve çeşitli tacizlere maruz kalarak ve bir yerden başka bir yere sürüklenerek geçmiş.

Rüzgara Karşı

Tarikattan kurtulup normal bir hayata başlayabildiğinde 23 yaşındaymış.

Bildiğiniz her şeyi geride bırakmak, ailenizden, arkadaşlarınızdan, kimliğinizden uzaklaşmak ve elde var sıfırla; parasız, varlıksız, eğitimsiz, hatta banka hesabı açmak, çek yazmak, CV hazırlamak, üniversiteye başvurmak gibi basit şeyler hakkında bile en ufak temek bilgiye sahip olmadan yeniden başlamak cesaret ve fazlaca kararlılık ister, diyor Buhring kitabında.

Sıfırdan başlamanın ne demek olduğunu çok az insan bilir. 

Hayatınızı oluşturan her şeyi reddettiğinizde, bildiğiniz her şeyi çöpe attığınızda, sevdiğiniz, inandığınız ve yaşadığınız her şeyi kaybettiğinizde, kendinizi köklerinizden söküp kimliğinize sırt çevirdiğinizde ve sonunda geriye hiçbir şey kalmadığında korku duygusunu da kaybedersiniz. Bu belki de yaşanabilecek en güzel kendini özgürleştirme deneyimidir.

152 günde 29,060 km yol yaparak dünya turunu tamamlayan Juliana Buhring’in yola çıkmasını tetikleyen acıklı bir başka hikaye daha var.

Sevdiği adam Hendri Coatzee’yi bir macera gezisi sırasında, Demokratik Kongo Cumhuriyeti’ndeki bir nehirde kayaking yaparken timsah saldırsı sonucunda kaybediyor ve Coatzee’nin cesedi bile bulunamıyor.

Derin üzüntü insanda her türlü fiziksel yaradan daha derin iz bırakıyor diye yazmış Buhring kitabında, haftalarca süren felç edici yastan sonra bir sabah uyandım, aynaya baktım ve farkettim ki kendimi kurtarmam için bir şeyler yapmam gerekiyordu.

Kötü anılarla dolu bir çocukluk ve acılı aşk hikayesini ardından bırakan Buhring, günde ortalama 200 km bisiklet pedallayarak 4 kıtada 14 ülkeden geçerek turunu tamamlıyor.

Rüzgara Karşı‘da anılarını okumak gerçekten keyifli. Napoli’den yola çıkışından bir ay sonra günlüğüne şöyle bir not düşmüş:

Yola çıkalı bir ay oldu ama fakat bana çok daha uzunmuş ve aynı zamanda da çok kısaymış gibi geliyor. Oldum olası yoldaymışım ve sonsuza kadar devam edebilirmişim gibi..

Bu sonsuzluk anları her zaman keyifli olmuyor elbette. Hindistan’da yaşadığı tacizleri, parasının tamamen tükenip de dönmeye karar verdiği anı, aç kaldığı, hastalandığı, bisikletinin tekerleklerinin patladığı, zincirinin koptuğu ve kötü hava koşullarında pedallamak zorunda kaldığı zamanları okuyup haline üzülüyoruz okur olarak.

O da sorguluyor kendini zaten, neden yolda olduğunu, neden bunu kendine yaptığını sorguluyor ama sonunda iyi ki çıkmışım, iyi ki bu yolculuğu gerçekleştirmişim diyor.

Sık sık, ne kadar fazla potansiyelin, anlaşılmadan ve kullanılmadan öylece durduğunu düşünürüm. Bazı insanların hayatımıza belirli bir sebeple girdiğine inanıyorum. Hendri, benim için öyle biriydi. Hendri ölmeseydi, böyle uç bir şeye asla kalkışmayacaktım. Dünyayı dolaşmak şöyle dursun, herhangi bir yere bisikletle gidebileceğimi bilmeyecektim.

İstanbul’da İmana Gelme Deneyimi

Buhring’in Türkiye’deki anılarına sıra gelince sayfaları tedirginlikle karıştırmaya başladım. Malum, ülkede bisiklet yolları yok, her an sürücüler sizi ezebilir ve tek başına bir kadın olarak başınıza bin bir türlü şey gelebilir!

Juliana Buhring Dünyayı en kısa sürede bisikletle dolaşan ilk kadın

Ama Buhring daha ilk satırdan beni şaşırtarak şöyle yazmış: Merhaba rahat sürüş! Merhaba dev porsiyonlarda ucuz, iyi yemek! Merhaba Türkiye! 

Buhring, Türkiye’den oldukça güzel anılarla ayrılmış. Türk yemeklerini ve insanların yardım severliğini öve öve bitirememiş. Tek şikayeti trafik ve köpekler. Şöyle yazıyor:

Hindistan’da sürene kadar Napoli’nin trafiğine kötü derdim. Hindistan’ı gördükten sonra daha kötüsünün olmayacağına kanaat getirdim. Ama daima daha kötüsü vardır.

Bahsettiği, İstanbul trafiği!

İstanbul’da otoyoldan gidip de sağ kalırsanız, imana gelme deneyimini de yaşayabilirsiniz. En sadık ateist bile, öfkeli köpeklerle zıvanadan çıkmış trafiğin arasında yolunu bulmaya çalışırken hayatı için dua edecektir. 

Juliana’nın Türkiye’den Yunanistan’a geçerken çektiği ve kanalına koyduğu nadir videolardan birinde askerlerin kendisine gül vermesine çok sevinmiş. Ben de askerlerin muhabbetine çok güldüm izlerken. Buradan izleyebilirsiniz.

Hayattaki en güzel şeyler geçici. Güzellikleri biraz da buradan geliyor. Bir şeyler sonsuza kadar sürseydi, güçleri azalırdı. 

Elimizdeki tek şey zaman

Buhring, 2012’de tamamladığı dünya turundan sonra, 2013’te Londra – İstanbul arasında yapılan Transcontinental yarışına katılan tek kadın olarak toplam 31 kişi arasında dokuzuncu olarak yarışı tamamlamış. 2014’te ise 6.956 km’lik Trans Am Race’te 36 saatte 800 km giderek kadınlar arasında birinci, genel klasmanda ise dördüncü olmuş.

Hala yarışlara katılmaya devam ediyor. Rüzgara Karşı’nın dışında çocukluğunu anlattığı Not Without My Sister isimli bir kitabı daha var.

Juliana Buhring’in hikayesi hepimize ilham verecek cinsten. Yazıyı yine Rüzgara Karşı‘dan bir alıntı ile bitirmek istiyorum:

Elimizdeki tek şey zaman. Ama zaman bile bir yanılsama. Gerçekten var olan tek şey sonsuz şimdi. Yalnızca şimdi yaşayabiliriz, bugün, bu saatte, bu dakikada. Dün geçmişte kaldı, artık yok. Yarın henüz gelmedi, dolayısıyla o da yok. Yaşayabileceğimiz tek gün bugün ve bu da onu en güzel gün yapıyor.

Bunu ne kadar erken idrak edersek, sahip olduğumuzu düşündüğümüz şeylere tutunmayı, elle tutulamayan bir gelecek için istif yapmayı o kadar erken bırakır ve anda yaşamaya başlarız.

Çünkü var olan tek şey şimdi. Bu dakika. Bugün.

 

 

 

 

Gezgin Martı

Kedi Canını Senin – Part 2

Efendim, Besame Mucho’dan sonra (bkz. Bir şarkı benle dünyayı dolaşıyor) yeni modamız...
Devamını Oku

2 Yorum

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir