Bir İngiltere Vizesi Alma Şenliği

Oldu da Bitti Maaşallah (May the Queen kiss your..!)

İngiltere vizesi alma maceram evlere şenlik. Aslında önceden plan yapmayı ve bilet almayı hiç sevmem, huyum değildir ama aylar önce bir Londra bileti aldım ben. Queen ve Adam Lambert konserine gitmek ve şehri ilk kez görmek için. Bir taşla kuş katliamı yapacağız yani. İyi, hoş, buraya kadar güzel, değil mi? de.. Haziranda sayfalar, sayfalar dolusu Are you a terrorist? diye bir sorunun bile olduğu vize formunu doldurmakla başladı işkence!

Paralarımızı ödedik (maalesef), randevuyu aldık ve başladık beklemeye. Bütün o saçma sapan evraklarla Wordbridge’e gittim. Girişte alınan cep telefonuma karşılık verilen emanet kartının arkasında Zarar gören, çalınan, kaybolan emanetlerden Worldbridge sorumlu değildir”yazıyordu. E o zaman neden alıyorsun emanete diye sorarlar adama değil mi? Sormadım, soramadım. Soramıyorsunuz efendim. Orası resmen Kraliyet Ailesi‘ne ait bir büro; kurşun geçirmez, el değmez, sorgulanmaz. Pis, cız.

Neyse, başladı bekleme süreci. Bekle, bekle.. İngiltere vizesi çıkmıyor bir türlü. Ne telefonla sorabiliyorsunuz, ne e-mailinize doğru düzgün bir cevap alabiliyorsunuz. Zaten telefon etmek bile 14 Dolar ve orada da vize kelimesini kullanmak yasak, vize takip numarası ile vizenizi takip ediyorsunuz. Bir süre sonra o üç harfli, dokuz rakamlı numarayı ezberlemiş oluyorsunuz! Aradan beş gün geçiyor, 8 gün geçiyor, 10 gün geçiyor, hala İngiltere vizesi yok piyasada. Sinirler başlıyor gerilmeye.

Allah’ım Neydi Günahım?

Sonra bir bakıyorsunuz uçuş saatiniz gelmiş çatmış ama hala İngiltere vizesi denen meret yok, çıkmamış! Uçuşunuzdan daha fazla miktarda para verip bir hafta erteleme yapıyorsunuz.

Ertelenen tarih de gelip çattığında beni ekstra bir stres aldı. Ne uyku uyur oldum, ne (zaten küçük olan ama olsun) çantamı hazırlayacak motivasyonum vardı. Vizeye başvurduğumun 17. günü, ofisin kapanmasına bir saat kala ve telefonuma hala bilgilendirme mesajı gelmemişken Worldbridge’e gidip Yahu ben yarın uçuyorum, sabah gelemem ki, n’olcak benim halim? dedim. İçeri aldılar. Görevli kadın baktı numara ile, hala gelmemiş pasaport.

Sonrası aynı filmlerdeki gibi oldu! Bir görevli, elinde büyükçe bir çuvalımsı torba ile mekana girdi ve torbayı yere bıraktı. Görevli kadın “Yeni gelen kuryede olabilir belki pasaportunuz, bakalım” dedi. 

Veeee yüz yılı geçen süre sonunda (Einstein haklıydı: Bkz. İzafiyet Teorisi) pasaportuma ve vizeme uçuşuma resmen saatler kala kavuştum.

Bekle beni güzel London, geliyorum.

Takipte kalın.

Gelecekten gelen edit: Londra’ya gidildi, çok eğlenildi, tüm sıkıntılara değdi. Martı mutlu.

Gezgin Martı

İtalyan Kahvesi ve Kültürü

Garson, çek bana bir Americano! Bundan altı yıl önce ilk kez Roma‘ya...
Devamını Oku

3 Yorum

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir