Kırmızı Koltukta Oturan Yeşil Tişörtlü Yabancı

Tam 10 yıl önce bugün Paris 🚆 Brüksel arasındaki interrail yolculuğumda, Paris’te bir hafta kaldıktan sonra gezi günlüğüme yazdıklarım. Yolculuğumun 15. gününde, 24 yaşımın 8 gün sonrasındayken.

Kelimesi kelimesine.

23 Temmuz 2007, 11:56, Paris

Kırmızı bir koltukta oturan yeşil tişörtlü bir yabancıyım. Hemen yanımda bir cam var, üstünde 71 yazıyor. Camdan dışarıya bakıyorum; raylar, binalar, yağmur, duvarlarda grafitiler, karanlık bir gökyüzü ve ben çok mutluyum!

Gözlerim doluyor, bu duyguyu tarif etmek zor. Bu yağmur Paris vedasına çok yakışıyor.

İçimde bir yerden başka bir yere gidiyor gibiyim. Sanki kat ettiğim yollar haritalarda değil de içimde bir yerlerde. Bir yerden başka bir yere taşınıyor gibiyim. İki istasyon da çok güzel. Ve gitmek kaçınılmaz! Ben değişiyorum, ilerliyorum, gidiyorum. Bu oluyor. Gözlerimin dolması bu sebepten belki. Hem mutluluk hem burukluk bu sebepten.

Dışarıdan kötü görünüyor olabilirim. Yaklaşık 14 gündür aynı pantolonu giyiyorum. Üstünde şarap, bira, peynir, domatesi pizza, makarna, çamur, kahve lekeleri var! 🙂 Saçlarım bakımsız, tırnaklarım berbat halde, tişörtüm de kirli ve elimdeki çanta da renk değiştirdi. Sırtımdaki devasa çanta da acınası bir görüntü oluşturuyor üzerimde. Ama ben aslında çok mutluyum, çok temiz ve güzel hissediyorum kendimi. Kirlendikçe arınıyorum bir şeylerden.

Bu trende benim gibi hisseden birileri vardır daha mutlaka.

Çünkü bir defa daha öğrendim herkesin aynı olduğunu, herkesin aynı yolda ilerlediğini, kimilerinin emekleyerek, kimilerinin koşarak hep aynı yöne gittiğini. Büyüyorum. Ve büyümek beni daha çocuksu yapıyor.

Brüksel’e gidiyor trenim. Yanımda sevimli bir zenci adam var. Konuşmuyoruz. Ben bu anı sabırsızlıkla bekledim çünkü. Uyumayıp yazmak için. Trenleri bu kadar seveceğim aklıma gelmezdi!

14 günde yaşadıklarım, tanıdığım insanlar, gördüğüm yerler.. Anlatması zor. Zaten zamanla yerine oturuyor parçalar. Yaşarken anlamıyorum çoğu zaman. Sonradan farkına varacağım pek çok şeyin. Resimlere bakarken, gittiğim yerlerin isimlerini bir yerde okuduğumda, gördüğümde, arkadaşlarımdan mail aldığımda..

Böyle mi herkes için bu? Yani yaşamak böyle hafif bir şey mi? Hemen geçiveren, anlık, gerçek üstü?

Bir gün zaman gelecek, ben bu yaşamdan ayrılacağım ve “ben bunları da yapmıştım” mı diyeceğim, öyle mi olacak? Uzak mı gelecek tüm bunlar? Şimdi uzak gelen o zaman yaşanıyor olacak. C’est la vie! Paris’teyken geyik olsun diye sürekli söylediğimiz şey gibi!

14 gün boyunca çok güzel yerler gördüm. Kavga eden, öpüşen, bağıran, ağlayan, gülen, dans eden insanlar gördüm; kızgın, sevimli, kibar, kaba, açık görüşlü, ön yargılı insanlarla tanıştım. Birbirinden değişik yaşamlar, diller..

Tanıdığım insanlar beni değiştirdi, ben de onları değiştirdim. 

Sanrım bu böyle devam edecek hep. Bir gezgin yaşamdan diğer gezgin yaşama geçip duracağım. Yorulana kadar.

Ve henüz hiç yorgun değilim.

 

 

 

 

Gezgin Martı

Ordu’da Zaman – Ordu Video

Yazısı burada, görüntüler aşağıda. 🙂 Ordu Valiliği ve Gezginin Ayak İzleri işbirliğinde...
Devamını Oku

4 Yorum

  • Aynı gün 🙂 bende inter rail biletiyle brüksel – brugge arası trenle gidiyordum 🙂 Yorgunluktan bitap olmuştum senin gibi 🙂
    Tabi ben olaya bu kadar edebi yaklaşıp sevgili günlük diye başlamadım 🙂
    Sanırım erkekler olayları içinde yaşıyor 🙂

    • Gerçekten mi? Belki yollarda karşılaştık bile. Aslında çoğu hemcinsim de içinde yaşıyor da ben biraz fazla duygu insanıyım, o nedenle. :d

  • Anlık hissedilenlerin kağıda not düşülmesi ve yıllar Sonra okunması insanın yüzüne kocaman bir gülümseme bırakıyor . Aynı zamanda bir iç çekme 🙂 bırak kendi yazdıklarımı senin yazdıklarını bile okurken ah o günlere dönsek dedim , o günler bu günlerimi merak ettiğimi bile bile

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir