Saudade Lisboa

Lizbon’a Yolculuk

Okuyan insanlar vardı, birde ötekiler. Birinin okuyan mı okumayan mı olduğu hemen anlaşılıyordu. İnsanlar arasında bundan daha büyük bir fark yoktu.

Böyle diyordu Pascal Mercier, Lizbon’a Gece Treni isimli o harika kitabında.

Kitabı bana bir Sırtçantalılar buluşmasında Buket Uzuner önermişti. Ben de hemen gidip almıştım tabi.

Lizbon

Avrupa kıtasının en batısındaki Portekiz’e giderken elbette ki elimde bu kitap vardı. İspanya‘ya ilk kez 2010 yazında gitmiştim ve Huelva’da evinde kaldığım arkadaşım Ana beni bir kaç saatliğine arabası ile okyanusa, komşu Portekiz’in Faro şehrine götürmüştü. Böylelikle ben Bucket List’imde yer alan bir şeyi, okyanusta yüzebilmeyi gerçekleştirmiştim! Bunun dışında Portekiz ile bir bağlantım olmamıştı, ta ki orada EVS yapan arkadaşım Ali Can’ın beni yaşadığı şehir olan Lizbon ‘a davet edişine kadar.

Açın Lizbon kapılarını

Kitapta antik diller öğretmeni Raimund Gregorius lisede ders sırasında ansızın sınıftan çıkar, duyduğu Portekizce bir kelimenin büyüsüne kapılarak yaşadığı şehri, düzenli hayatını terk edip hakkında hiçbir şey bilmediği gizemli bir Portekizlinin, doktor ve yazar Amadeu Prado’nun izini sürmek üzere Lizbon’a doğru trenle yola çıkar.

Bay Gregorius’un Lizbon‘a trenle ulaşması mümkündü çünkü kendisi İsviçre’de yaşıyordu. Benimse bu büyülü kelimelerin olduğu ülkeye ulaşmam için uçmam gerekiyordu.

Lizbon 28 numaralı tramvay hattı

Beş saatlik aktarmasız uçuşumun büyük bir kısmını Lizbon’a Gece Treni‘ni okuyarak geçirdim.  Seyahatlerimde gittiğim şehirle, ülkeyle ilgili romanlar okumaya bayılırım. Taşıtlarda uyuyamam. Baktım benim gibi okuyanlar çok uçakta. Hoşuma gitti. Zaten Mercier de kitabın bir bölümünde şöyle diyor: Uykusuz insanları sessiz bir dayanışma birbirine bağlar.

Lizbon ‘da uykusuz bir 1 hafta geçirdim. Uykusuzu iyi anlamda kullanıyorum. Bol bol gezdim, fotoğraflar çektim, Mercier’in izinde, kızgın Lizbon güneşinin altında Portekizce’nin büyüsünü ararken dolaştım durdum.

Portekizce gerçekten ilginç bir dil. Kulağa müzik gibi gelen bir tınısı var. Fransızca ve İspanyolca’nın karışımı gibi ama kesinlikle kendine has bir şiirselliği var.

Biliyor musun en güzel şey düşünmek değil. En güzel şey şiir. Şiirsel düşünce olsaydı ve düşünen şiir, o zaman cennet olurdu. 

Lisboa, İstanbul gibi 7 tepeli bir şehir. Genel olarak İstanbul’u çok andıran bir şehir aynı zamanda. Sultanahmet, Balat civarında gördüğümüz eski, mistik dar sokaklara ve renkli evlere sahiplik yapan bir kent. O ünlü sarı tramvayına binip şehri gezmek pek bir keyifli oluyor. Bir sürü tepesi, yokuşu var.

Lizbon

Soluk soluğa o yokuşları çıktıktan sonra nefeslenmek için kahve içmek isteyince şirin cafelerden birine oturuyorsunuz ve kenti sarmalayan o büyük mavi suyu seyre dalıyorsunuz. Vapurlar geçip duruyor, seslerini işitiyorsunuz. Martılar dolaşıyor tepenizde. Uzaktan gelen tramvay sesi.. Hayır, İstanbul’da Boğaz’da değil, Lizbon’dasınız ve gördüğünüz büyük mavilik bir deniz ya da okyanus değil, Atlas Okyanusuna dökülen Tejo (Tagus) Nehri.

Lizbon’da gezilecek görülecek şeyler çok. Benim gittiğim ilk yer Praça do Comercio oldu. Şehrin ünlü bir meydanı. Adeta sizi karşılayan, hoş geldin diyen bir meydan. Ribeira Sarayı ihtişamıyla göz kırpıyor. Özgürlük Bulvarı, Avenida da Liberdade, upuzun bir cadde. Sağlı sollu bir sürü mağaza, ara sokaklarda restoranlar, oteller var.  Şehrin güzel mahalleleri Mouraria, Alfama, Bairro Alto (yukarı kent) ve Baixa‘da (aşağı kent) tüm gün dolaşıp fotoğraflar çekilebilir. Bairro Alto ile Baixa arasında Santa Justa isimli ünlü bir asansör var. Asansör Fransız mühendis Gustav Eiffel’in öğrencilerinden biri tarafından tasarlanmış ve ulusal anıtlar arasında sayılıyor. Bu asansöre binerek birden deniz seviyesinden yukarı çıkıp Sana tepeden baktım ey aziz Lizbon diyebilme imkanınız var!

Lizbon

Üstü kapalı bir pazar yeri olan Mercado da Riberia‘dan yiyecek bir şeyler alıp Lizbon’un güzel parklarından birine gidebilirsiniz. Ben tatlımı alıp Jardim da Estrala parkına gittim.

Estrala Parkı

Giderken ünlü 28 numaralı tramvay hattını kullandım. Parkta kahvemi alıp çimenlerde uzanmak ve kitap okumak çok keyifliydi.

Dileyenler Fado Müzesi ve S. Jorge Castle (kale) ziyaretleri de yapabilir. Lizbon’da ulaşım tramvaylarla oldukça kolay ve keyifli. İstediğiniz bir durakta inip keşif yapabilirsiniz.

Belem Bölgesi

Lizbon’da en sevdiğim yerlerden biri Balem oldu. UNESCO’nun Kültür Mirası Listesine aldığı 30 metre yüksekliğindeki Belem Kulesi bölgenin sembolü.

Belem kulesi

Kule 1519 yılında Lizbon’u korumak için yapılmış ve bugün de tüm ihtişamıyla sahilde turistleri selamlıyor. Kristof Kolomb’un da ünlü keşfinden sonra Avrupa’ya dönerken Balem’e uğradığı ve orada kaldığı rivayet ediliyor.

Ünlü Belem turtası için sıra beklemece

Belem’e gitmek kolay. Bölge Lizbon merkezden 7 km uzaklıkta. Merkezdeki Figueira Square (Praça da Figueira) durağından  veya Comercio Square (Praça do Comércio) den 15 veya 127 numaralı trenlerle bölgeye ulaşım sağlanıyor.  Jeronimos Manastırı (Jeronimos Monastery) durağında inip manastırı ziyaretle geziye başlanabilir.

Lizbon ağaçları da itinayla kucaklandı elbette

Tabi ki Belem’e gelmişken Belem turtası yemeden dönmek olmaz! Pastéis de Belém, Belem Pastanesi, 1837 yılında kurulmuş ve minik turtası öyle meşhur ki, dünyanın her bir köşesinden Portekiz’e gelen turistler bu tatlıyı yiyebilmek için bu küçük pastanenin önünde sıraya girip bekliyorlar.

Belem turtası

Biz de bekledik tabi. İnce milföy hamuruyla yapılmış kremalı bir tatlı Belem turtası ve bu turtanın tarifini rivayete göre yalnızca beş kişi biliyormuş! Ve bu turta gerçekten çok ucuz. 3 euroya turta + kahve keyfi yapabiliyorsunuz.

Belem tatlısı Lizbon’da da cafelerde var ama gerçekten lezzeti Belem’deki gibi değil. Veyahut bu bir şehir efsanesi ve ben de herkes gibi bu efsanenin bir parçası olmaya fazlasıyla ve mutlulukla razı oluyorum.

Berardo Müzesi

Belem’de bir de şahane bir müze var. The Berardo Collection Museum (Museo Berardo) çok keyifli bir modern sanat müzesi.

Museo Berardo

Padrão dos Descobrimentos (Keşifler Anıtı) da Belem’de görülesi yerlerden.

Sahilde yer alan bu anıt 1940 yılında Portekiz Dünya Fuarı için yaptırılmış.

Lizbon Kitapçıları ve Fernando Pessoa

Ben Lizbon’a elimde Lizbon’a Gece Treni ile gittim ama aslında Portekiz deyince insanların aklına gelen ilk isim ünlü yazar Fernando Pessoa oluyor.

Ah, gidebilmek, nasıl olursa, nereye olursa!

Gidebilmek o açık denizlere, dalgalar, tehlikeler içinden,
Yol almak açıklara, başka yerlere, Soyut Uzaklığa,
Belirsizlik içinde, gizemli gecelerin karanlığında
Rüzgara, kasırgaya kapılmış bir toz zerresi gibi sürüklenircesine!

Yazar, şair, çevirmen, yayımcı, filozof.. Pessoa’yı tanımlayan sıfatlar saymakla bitmiyor.

Güzel Portekiz

Pessoa’nın en meşhur kitabı Huzursuzluğun Kitabı‘nı henüz okumadım ama Lizbon’daki Cafe A Brasileira‘ya gidip bir kahve içtim.

Pessoa ile yakın ilişkiler, Lizbon, Cafe A Brasileira

Lizbon’un en eski mekanlarından olan bu şirin cafenin önünde Pessoa’nın heykeli var.

Bertrand Books And Music – Lizbon’a Gece Treni

Cafe A Brasileira yakınlarında, yine Rua Garrett”te Lizbon’un en ünlü kitapçısı Bertrand yer alıyor. Dünyanın bütün kitapçıları birleşin sloganımı atıyor ve içeri giriyorum. Muazzam bir yer! 2011 yılında Guiness Rekorlar Kitabına giren Bertrand dünyanın en eski kitapçısı!

Kendime şu sözü veriyorum: Huzursuzluğun Kitabı’nı okuyacak ve yeniden Lizbon’a geleceksin, belki şehirdeyken o kitabı okuyacaksın ve tüm kitapçıları dolaşacaksın.

Lisbon Oceanarium ve İsa Heykeli

Lizbon’da harika bir de akvaryum var.

Oceanario de Lisboa

Oceanário de Lisboa oldukça büyük ve susamurlarından penguenlere, şirin mi şirin nemo balıklarından dev balıklara kadar çok şirin canlılar var içeride.

Lizbon Oceanario

Ben çok keyifli bir yarım gün geçirdim orada. Oriente (East) İstasyonundan akvaryumun olduğu bölgeye giden otobüsler ve metro hattı var.

İsa Heykeli, Cristo Rei, Lizbon’un her yerinden görünebilen bir devasa yapı. 113 metrelik yükseklikteki İsa Heykeli’ne giderken inanılmaz yakıcı bir Lizbon güneşi vardı ve beni çok zorladı. Heykele giderken vapurla karşı kıyıya, Almada’ya geçmek gerekiyor. Veya otobüslerle köprü de kullanılabilir. 1956-1969 yılları arasında yapılan bu heykel Lizbon’un Kardinal patrikinin Brezilya Rio de Janeiro’daki ünlü Kurtarıcı İsa heykelini ziyaret etmesi ile esinlenilip yapılmış.

Esin mesin hikaye, doğrudan kopyalamış aslında Portekizliler!

Açaydım kollarımı iki yana, gitme diyeydim!

Çok da gidilesi mi, aslında değil. Bazı şeyler uzaktan daha güzel görünüyor, bu bir gerçek.

Hüzünsever İnsanların Memleketi Portekiz

Çoğu zaman bana öyle geliyor ki, insanların karşılaşmaları, gecenin karanlığında şuursuzca akıp giden trenlerin karşılaşması gibi. 

Portekiz deyince aklıma gelen ilk kelime: Saudade.

Üzerine şarkılar, şiirler yazılan bu kelimenin bizim hasretimize benzer bir anlamı var. Aynı anda hem mutlu hem de hüzünlü olmak gibi bir his bu. Sıla hasreti gibi; içinde özlem olan, nostaljik bir duygu. Portekizli şairlerin ve yazarların DNA’sında olan bir şey. Fado geleneğinin temel bileşeni.

Fado dinlemek için bir gece dışarı çıktım. Postcrossing‘ten tanışıp birbirimize kartpostal attığımız arkadaşım Rita ile buluşup onun tavsiye ettiği bir restorana gidip deniz ürünleri yeyip şahane Portekiz şaraplarından içerken Fado dinledik. Ömrümün ilk Fado akşamı çok keyifli geçti böylece.

Fado 19. yüz yılın ortalarında Portekiz’de ortaya çıkan bir müzik türü.  Fado’nun kelime anlamı kader imiş.

Fado müziğinde keder, hüzün ve ıstırap var. Saudade yani. Savaş zamanında kadınlar eşlerinin, sevgililerinin, abilerinin ardından ağıtlar yakarlarmış. Sahilde sevdiklerinin ardından gemilere el sallayıp bu müziği söylerlermiş. Bugün Fado dinlerken mutlak sessizlik içinde olmanız beklenir. Bizim gittiğimiz restoranda da fado gösterisi başlamadan önce bir görevli sessiz ve saygılı olmamız gerektiğini hatırlattı bize. Arada çatal bıçak sesleri ya da konuşmalar olduğunda da Vatikan muhafızları gibi shhhhhhhh nidaları ile uyarıldı restoran halkı. Siyahlar giyinmiş orta yaşlı bir kadın gece boyunca loş ışıkta kederli şarkılar söyledi.

Portekiz Mutfağı

Fado dinlediğim akşam restoranda kabuklu deniz ürünlerinden ne arsa yedim.

Portekiz mutfağı

Bir çömlek içinde, suyun içinden çıkan garip kabuklu yaratıkları şahane Portekiz şarabı ve peynirleri eşliğinde yemek Lizbon’da olduk.a popüler. Balıkları, özellikle sardalyaları enfes.

Enfes Lizbon tatlıları

Şarap ise anlatılmaz yaşanır. Gerçekten o kadar yer gezdim gördüm, her yörenin şarabını içtim ama Portekiz şarabı kadar (özellikle de oraya özgü yeşil şarap) lezzetlisini içmedim. Hala çok özlerim.

Lizbon’dan dönüş

Ertesi sabah Lizbon bu baştan çıkarıcı ışığa bulanmış olmasaydı, diye düşündü Gregorius sonradan, her şey belki de bambaşka bir yön alırdı. Belki de o zaman hava alanına gider, ilk uçakla evine dönerdi. Ama ışık, geriye dönmeyi denemesine izin vermiyordu. Işığın parıltısı, geçmişteki her şeyi çok uzak, neredeyse gerçek dışı bir şeye çeviriyordu.

Lizbon, ve sanıyorum ki genel olarak Portekiz, Akdeniz kültürü ile okyanusa kıyısı olan kentlerin o garip havası arasında kalmış bir şehir. Hem çok yakın hem çok uzak. Hem sevimli, davetkar, sıcakkanlı, hem de uzak ve soğuk. Bir kategoriye oturtması zor bir yer. Herhalde saudade dedikleri de tam olarak bu olsa gerek. Kendine has bir hüznü ve melankolisi var şehrin. Orada yaşamak ister miydim, emin değilim ama gezmek için oldukça keyifli bir yer olduğunu düşünüyorum.

Bir yeri terk ettiğimizde orada bizden bir şeyler kalır.İçimizde bazı şeyler vardır ki sadece oraya dönerek bulabiliriz.

Lizbon’dayken Sintra‘ya da uğradım ben. Yine de gezemediğim çok yer var.  İçemediğim çok şarap, dinleyemediğim çok fado, yiyemediğim çok balık, gidemediğim çok kitapçı var. Kısacası kente yeniden dönmek için sebepler çok.

Çünkü nihayetinde yolculuk, kendi içimize yolculuğun en ödüllendirici biçimi olabilir.

……………

*İtalik cümleler (Pessoa’nın şiiri hariç) Lizbon’a Gece Treni kitabından alınmış cümlelerdir.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Etiketler
,
Gezgin Martı

INTERRAIL

Soru ve cevaplarla Interrail Özel mesajlarla gelen sorular çoğalmaya başladığından ayrıntılı bir...
Devamını Oku

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir